İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Uncharted Video Serisi 1. Oyun, 2. Oyun ve 3. Oyun İncelemesi

Son güncelleme tarihi 23 Ağustos 2021

Yayıncı PintiPanda, gerçek ismiyle Avşar Tuna Akşen abimizi YouTube’da keşfettiğim andan itibaren eskiden hayranı olduğum, ama büyümenin verdiği zorluklarla unuttuğum oyun dünyasına yeniden giriş yaptım. Ve her seferinde iyi ki de keşfettim dediğim abimle tanıştım. Bir insan hem uzakta olup hem de sadece oyun oynayarak insanların kalbine dokunabilir mi? Bu sorunun cevabı kesinlikle evet ve kaynağı da Tuna abim. <3 Kendisi yaklaşık iki yıldır Facebook’ta canlı yayınlar açmaya devam ediyor. Benim de destek verdiğim bir Yavrum Abbaslar destekçi grubu var.

Bundan yaklaşık 5 sene önce, iş yerinde bunaldığım zamanlarda keşfetmiştim pandayı. Hem de sevdiğim bir seri olan Resident Evil 7 oyunuyla keşfetmiştim. Bir baktım, iki baktım derken Tuna abimin oyuna dair tepkileri ve düşünceleri beni bambaşka bir dünyaya sürükledi ve onunla yeniden çocukluğuma, mutlu olduğum anılara döndüm. O zamandan bu yana en sevdiğim dizilerin bölümlerini izlermiş gibi pandanın videolarını izliyorum. Bazen düşündüğümde beni zorlu iş hayatında o andan itibaren ayakta tutan ve hayattaki tüm zorluklarla hala baş etmeme yardımcı olan kişi kesinlikle pandadır. Eminim, benim gibi çoğu insanı da hayatta tutan tek kişidir kendisi.

Mete (EasterGamers) ‘ın da yeni Uncharted serilerinden esinlendiğim kadarıyla bu inceleme yazısını yazıyorum. Ah, Uncharted serisinin incelemesini yapacağım, ama başlamışken pandaya duyduğum sevgiden bir türlü çıkamadım. 🙂

Uncharted video oyun serisi, Naughty Dog tarafından geliştirilen ve PlayStation konsolları için Sony Interactive Entertainment tarafından yayınlanan Amy Hennig tarafından oluşturulan bir Amerikan aksiyon-macera oyunu serisidir. Şimdiye kadar dört oyunu piyasaya sürülmüştür.

  • Uncharted 1: Drake’s Fortune (2007)
  • Uncharted 2: Among Thieves (2009)
  • Uncharted 3: Drake’s Deception (2011)
  • Uncharted 4: A Thief’s End (2016)

Uncharted serisi, Indiana Jones ve Tomb Raider tutkunlarını kendisine bağlayan harika bir başyapıt diyebilirim. Third person oynanış, hikayeye daha bir aksiyon ve film havası katıyor. Aynı şekilde tüm oyun dünyasının bildiği, Uncharted dediğimizde aklımıza ilk gelen isim yakışıklı Nathan Drake tabii ki. Dostu ve bir nevi akıl hocası olarak gördüğü adam Victor Sullivan (Sully) ile hazine adalarında maceradan maceraya koşarken yakışıklılığından ve cooluğundan bir an olsun ödün vermiyor Nathan beyefendimiz. Hem yakışıklı hem güçlü hem de sevdikleri söz konusu olduğunda son derece korumacı. Hayallerdeki beyaz atlı prens değil de nedir? 🙂 Ah Nathan Nathan, sen neden Nathansın? Durun bir dakika bu böyle bir şey değildi, değil mi?

Her neyse, bu sefer de Nathan’ın güzelliğine kapıldım. Uncharted serisinin oyun oyun incelemelerine geçmeden önce bir de güzeller güzeli Türkçe seslendirmelerinden bahsedelim. Yıllar önce pandadan izlediğim Türkçe dublajlı oyunundan sonra sürekli olarak Nathan’ın seslendirenin ne kadar da havalı olduğunu düşündüm. Bunu bir araştırmam gerektiğini fark ettiğimde de karşıma harika bir ses çıktı. Okan Yalabık. Bugünlerde final vermiş olan Hekimoğlu’nda rol almıştı ve adamın sesini her duyduğumda aklıma hep Nathan Drake geliyordu. Bu da beni tekrar tekrar Uncharted izlemeye itiyordu.

Tüm oyunları var ben de, yanlış anlaşılmasın, ama ne yazık ki oynamak konusunda biraz sorunlar yaşıyorum. Kardeşim oynadı sadece hepsini. Mesela arkamdan birisi koştuğunda deli gibi heyecanlanma gibi bir fobim var. Sanki gerçekte koşuyor. Garip, ama umarım ileride bunu yenebilirim. Sırf bu yüzden oyun izlemeyi daha çok seviyorum sanırım. Tabii bir de maddi durumlar. Malum kitap almakta dahi zorlanırken bir de oyun konsolu ve oyunlara para vermek, akıl karı olamıyor ne yazık ki bu ekonomide. Her neyse, buna da şükür. 🙂

Türkçe seslendirme ekibinden bahsedelim kısaca. Elena Fisher karakterini Ceyda Düvenci, Chloe Frazer karakterini Dolunay Soysert, Victor Sullivan karakterini de Ege Aydan canlandırıyor. Dördüncü oyunda karşımıza çıkacak olan Nathan’ın ağabeyi Samuel Drake’i de Rıza Karaağaçlı seslendiriyor. Dilerseniz buraya tıklayarak derin seslendirme ekibine dair videoya da bakabilirsiniz.

UNCHARTED 1: DRAKE’S FORTUNE (2007)

”Her büyük işin bir başlangıcı vardır; ancak gerçek mutluluk, o işi sonuna kadar varıncaya dek devam ettirmekten geçer.”

SÖR FRANCIS DRAKE (1587)

Uncharted serisinin ilk oyunu olan Drake’s Fortune, Nathan Drake ve gazeteci Elena’nın koca bir okyanustan Nathan’ın atası olan Francis Drake’in sözde mezarını çıkartmasıyla başlıyor.

Mezarın içerisinde Francis Drake’in hazinesine dair kalıntılar mevcut olduğunu düşünüyordur ve bununla birlikte maceraya atılmak için zaman kolluyorlardır. Nathan, aynı zamanda atasının tabutun içerisinde yatmadığını da tahmin ediyordur. Tahmin ettiği gibi, tabutu açtıklarında içerisinden sadece Francis Drake’in günlüğü çıkar. Bu günlük de doğruysa eğer onları kayıp hazineye götürecektir. Tabii bu macera hiçbir zaman kolay olmayacak, Nathan ve arkadaşlarını sonu olmayan bir aksiyon-maceraya sürükleyecektir.

Bu hazine arayışı içerisinde her zaman olduğu gibi düşmanlarından da kaçınmaya devam edecektir. Koşturmacalar, kaçışlar derken gazeteci Elena Fisher da tüm bunları Nathan’ın arkasında gezerek haber yapma hayalini kuruyordur. Nathan bundan huzursuzdur, çünkü tabutu açtıkları andan itibaren hazineyi kötü kullanmaya çalışan düşmanlar devreye girmiştir. Bunu basına yayarlarsa başlarının büyük bir belaya girmesi kaçınılmaz olacaktır. Nathan, her ne kadar Elena’ya söz verse de onu içine girdikleri bu olaydan uzaklaştırmaya çalışır, ama Elena merakına çoktan yenik düşmüştür. İnatçılık ve son derece cesur bir yürekse Nathan’ın yanında macera dolu bir serüvene ön ayak olacaktır.

Oyundaki grafikler ve tasarım harikaydı. 2007’de PS3 için çıkmasına rağmen mekân tasarımı muazzamdı diyebilirim. Hikâye açısından da oldukça tatmin ediciydi. Yaklaşık 4,5-5 saat süren bir hikâyesi var. Sonu da oldukça dramatikti açıkçası. Francis Drake’in yüzyıllar önce bulmaya çalıştığı hazinenin aslında lanetli olması ve Drake’in bunu bilerek hazinenin ortadan kaldırılmasına ön ayak olması güzel bir mesaj veriyor aslında. Hiçbir güç öylesine elde edilebilecek kadar güvenli değildir.

Neyse ki kahramanlarımız lanetli hazineyi suların derinliklerine gömerek günü kurtarıyor ve hazine adasından aldıkları birkaç değerli eşyayla bir başka macera için kollarını sıvıyorlar. 🙂

UNCHARTED 2: AMONG THIEVES (2009)

”Kimse bana inanmayacağı için, gördüklerimin yarısını bile anlatmadım.”

MARCO POLO
Marco Polo ölüm döşeğinde (1324)

Aksiyon, ikinci oyunla hız kesmeden devam ediyor. Bu sefer kahramanımız Nathan Drake’i oyunun başında devrilmiş bir trenin içinde kanlar içerisinde buluyoruz.

Nathan, birkaç saniye neler olduğunu idrak etmekte zorlanıyor. Sonrasında karlarla kaplı bir yerde, uçurumun kenarında devrilmiş bir trende olduğunu fark ediyor. Daha fazla vakit kaybederse trenle birlikte uçurumun dibini boylayacaktır. Acıyla karışık zorlu bir tırmanışın ardından karaya ayak basıyor. Sonrasında, flashback yaşayarak yaklaşık dört ay önceye gidiyoruz ve yakışıklı Drake’in ne oldu da ölümün döşeğine geldiğini öğreniyoruz.

Tabii ki yine bir ihanetin sonucu…

Nathan’ın eski bir dostu Harry Flynn, bir yaz günü Nathan’ın yanına gelir ve bir süre kadar maceradan uzak hayatına yeniden macera katmak için ona bir teklif sunar. Yanında da sarışın Elena yerine esmer Chloe’yi görüyoruz. Tabii aralarında da hatırı sayılır yakınlaşma oluyor. Bunun yanı sıra birinci oyunda kahramanlarımız Francis Drake’in hazinesini ararken bu sefer de dünyaca ünlü İtalyan gezgin Marco Polo’nun hazinesinin peşine düşeceklerdir. Nathan, Elena ve Sully ile ormanlarda yaşadığı maceralardan zorlukla kurtulmuştur. Bir nevi hazine avcılığına bir süre kadar tövbe etmiş olabilir. 🙂 Ama her şeye rağmen arkadaşı Flynn’in bulduğu hazine ona cazip gelir. Marco Polo’nun İstanbul’da bir müzede sergilenen (İstanbul Saray Müzesi) bir yağdanlığın peşindedir. İçerisinde hazineyle ilgili Polo’nun bir şey sakladığını düşünür, nitekim de öyledir, fakat Flynn onu zor durumda bırakır ve hazinenin bulunduğu haritayı alarak kaçar.

Nathan, dostundan yediği kazık sonucunda aksiyonla dolu bir çatışmaya girer, fakat polislerden kurtulamaz ve üç ay boyunca hapis yatmak zorunda kalır. Üç ay sonra kendi kendine konuşma derecesine girdiğinde imdanına Sully yetişir, yanında esmer bomba Chloe ile birlikte. Nathan, uğradığı ihanet sonucunda Chloe’yi de suçlu bulur ve onun orada olmasını istemez, ama Chloe kendisini affettirecek detaylara sahiptir. Vakit kaybetmeden Flynn’in peşine düşmeleri gerekiyordur, çünkü Flynn, Zoran Lazarević adında korkunç bir adamla iş birliği yapıyordur. Yıllardır hazinenin peşindedir. Aynı zamanda Marco Polo’nun bu hazinesi müzede sergilenecek değerli bir yağdanlıktan fazlasıdır. Oldukça fazla bir güç sağlayan Çimtimani Taşıdır. Tüm bunları ve daha da fazlasını Marco Polo’nun günlüklerinde okumuştur. Ama ilk önce Asya’da bir ada olan Borneo’ya gidip onlardan önce hazineyi almaları gerekecektir.

Chloe ve Nathan

Tüm bunları ararken kahramanlarımızın başına, her zaman olduğu gibi türlü türlü felaketler geliyor. Borneo’da anahtar niteliğinde garip bir hançer bulurlar, sonrasında taşı bulabilmek için türlü bulmacaların içerisine girerler, ama hepsi birer yolculuktan ibarettir. Aynı zamanda Borneo’da öğrendikleri kadarıyla Şambala’ya yani Tibet’te bulunan ruhani bir krallığa gitmeleri gerekiyordur. Bu süreçte gazeteci Elena’mız da Tibet’te Nathan’ın karşısına çıkıyor. Bu sefer bir de yanında Jeff adında bir arkadaşı var. Ah bu gazetecilerin merakı…

Nathan’ın başına şimdi de Elena’nın ve arkadaşının sorumluluğu üsteleniyor. Nathan, korkunç Lazarevic’ten önce ölümsüzlüğün sırrı olduğunu iddia ettiği Çintemani Taşını, yani safiri bulmalıdır. Neyse ki Şambala’yı bulduklarında işler Lazarevic’in beklediği gibi gitmez. Aslında buldukları mavi şeyler safir değil yanıcı reçinedir. Ağacın altındaki mavi reçineyi içen kişiler ölümsüz olmakla kalmayıp bir de korkunç yaratıklara dönüşüyordur. Bir nevi Lazarevic kendi kaderini çizecektir. Aynı zamanda Elena ve Nathan da, Chloe’nin yardımıyla geleceğe dair kendi kaderlerini çizecek, dünya bir kez daha kurtulacaktır.

UNCHARTED 3: DRAKE’S DECEPTION (2011)

”Herkes hayal kurar, ama aynı şekilde değil. Geceleri zihinlerinin tozlu molalarında düş görenler, gündüzleri bunun gereksizliğini öğrenmek için uyanırlar. Fakat gündüz düş görenler tehlikeli adamlardır, çünkü onlar, mümkün kılmak için gözleri açıkken de yaşayabilirler düşlerini. Tıpkı benim gibi…”

T. E. LAWRENCE
(Lawrence of Arabia)

Nathan ve Sullivan’ı bu sefer Londra’da bir bar kavgasının ortasında buluyoruz.

Nathan’ın boynundaki yüzüğü parayla takas ettirmek için gittikleri bir barda paraların sahte olmasının üzerine kavga çıkar ve aksiyon hız kesmeden başlar. Uzun bir kavganın ardından bardan tek parça çıksalar da ne yazık ki ara sokakta Kate adında bir kadının takas yaptıkları Talbot ile gelmesiyle işler beklemedikleri bir şekilde çirkinleşir. Kate, kendi olanı almanın, yani Nathan’ın yüzüğünün peşindedir. Onlara zarar vermeden yüzüğü alır, ama Cutter adındaki bir koruma işlerini tam yapmak için Nathan ve Sullivan’ı vurur. Bu, Kate’in hiç hoşuna gitmese de oradan hızla uzaklaşırlar.

Sonrasında bir flashback yaşanır ve tarihler 20 Yıl öncesini gösterir. Kartagena, Kolombiya’ya, Nathan Drake’in gencecik haline döneriz. O zaman dahi Nathan’ın peşinde olduğu bir hazine avcılığı vardır. Francis Drake’in müzesinin önünde buluruz kendimizi. Müzeyi incelemenin ardından neyin peşinde olduğunu anlarız: Francis Drake’in yüzüğü. Yirmi yıl önce o yüzüğün hikayesini, nasıl çaldığını ve aynı zamanda akıl hocası Sullivan ile nasıl tanıştığını öğreniyoruz. Tabii bir hazine avcısıyla nasıl normal bir tanışmaları olabilir öyle değil mi?

Öğreniyoruz ki Drake’in yüzüğü, hazineye dair bir mekanizmayı etkinleştiriyor ve Kate de o zamandan beri yüzüğün peşinde. Ve Sullivan da yirmi yıl önce onun için çalışıyormuş. Sonra yüzüğün hikayesini öğrenmeye devam ediyoruz. Yüzüğün üzerinde ‘Sic Parvis Magna’ yazıyor: Küçük başlangıçların azameti. Bu söz Francis Drake’in ilkesiymiş. Kraliçe Elizabeth, bu yüzüğü Francis Drake’e 1581’de, dünyanın çevresinde dolanıp İngiltere’ye döndüğünde vermiş. Onu o zaman şövalye ilan etmiş. Ve bu yüzüğün hikayesinde Nathan’ın da yatılı okula gittiğini öğreniyoruz. Aynı zamanda yüzüğün çalıştırdığı mekanizma da bir çeşit şifre çözme cihazı. Bunun üzerine Francis Drake’in Kraliçe’den gizlediği bir hazinenin olduğunu tahmin ediyor ve bu cihaz da yüzük sayesinde o hazinenin yerini gösterebilmektedir.

Nathan Drake’in küçüklüğü

Çoğu detayı öğrendikten sonra günümüze dönüyoruz ve oyunun asıl konusunu öğrenerek maceraya adım atıyoruz. Aslında her şeyin bir oyun olduğunu, yirmi yıl önce şifre çözücünün Kate’in eline geçmesinden sonra onu ortaya çıkarmak için bir plan olduğunu öğreniyoruz. Yüzüğün gerçeği hala Nathan’dadır ve şimdi o şifre çözücüyü alma zamanıdır.

Katherine Marlowe’un peşinden, eski Londra metrosuna girdiklerinde şifre çözücüyü bulurlar ve arkeolog, diplomat, asker kimlikli ajan T. E. Lawrence’ın bu hazineyle bir ilgisi olduğunu fark ederler. Aynı zamanda Arabistanlı Lawrence da denmektedir. 1816-1818 yılları arasında Osmanlı’yı yıkmak için arapları kışkırtıp Osmanlı’yı vurdurmasıyla da meşhurdur. Üçüncü oyunda düştükleri macera, T. E. Lawrence’in kayıp şehrini bulmaktır. Bunun için ilk önce ayrılarak Fransa ve Suriye’ye yolculuk yapmaları gerekecektir. Londra, Fransa, Suriye ve Arabistan Yarım adası Yemen etrafında, Kumların Atlantisi, Ubar, İrem Şehri gibi bir çok ismi olan kayıp şehri bulma yolunda bulmacalarla dolu muazzam bir yolculuğa çıkacaklardır. Bu yolculuk herkesin kaderini bir ölçüde değiştirecektir.

Oyun içerisinde tarihe dair çok fazla ayrıntı var ve bir şekilde insanı araştırma yapmaya itiyor. Belki de bu yüzden aksiyonuyla birlikte her oyunda bambaşka kurgular olması insanları oyuna hayran bıraktırıyor. Film tadında muazzam bir yapıt. Fransa’daki terk edilmiş kuleler, aynı şekilde üç oyun içerisinde de geçerli hepsi de çok güzel kurgulanmış. İnsan imrenmeden edemiyor gerçekten. Last of Us gibi harika oyunlar geliştiren Naughty Dog şirketi bu işi gerçekten muazzam yapıyor. O distopik detaylar harika. Hatta Uncharted 3’ten sonra Last of Us geliştirilmiş ve bu oyunda kullanılan motorun biraz daha geliştirilmişi Last of Us için yapılmış. Aynı zamanda Last of Us demişken onun için de ayrı bir yazı yazabilirim belki. Tabii planladığım sadece birinci oyun için. İkincisi ne yazık ki tatmin etmedi, hala da etmiyor.

Fransa’da, kayıp şehre dair ipuçları bulma sırasındaki çatışma

Bazen oyun derken fazla küçümsemiş gibi hissediyorum kendimi. Bu hissi çoğu oyunda yaşıyorum ve günümüzde çıkan oyunlar artık daha da harika olmaya başladı. Gerek grafikler gerek kurgu açısından müthiş. Tek bir kötü tarafı, oynama açısından erişilebilirliği kötü olması. Elimizden geldiğince izlemekle yetiniyoruz işte. Fırsatımız olursa da oynuyoruz.

Oynamamış ya da izlememiş olanlar için detayları da vermek istiyorum, fakat artık daha fazla spoiler vermemek için yazımı burada sonlandırmak istiyorum. Her oyun ortalama 6 saat oynanış sürecinde ayrıca. İzlemek isteyenler PintiPanda (Tuna Akşen) abimizden ve Eastergamers (Mete)’den YouTube aracılığıyla izleyebilirler diyerek şimdilik ilk üç Uncharted serisinin incelemesini noktalamak istiyorum. Uncharted 4 ve yan oyunu olan Kayıp Miras’ı da diğer bir yazımda paylaşacağım. Buraya kadar da okuduysanız teşekkür ederim. <3

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme by Compete Themes.