İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Stephen King – Kubbe’nin Altında; Karınca Yuvası! | Kitap İncelemesi

Son güncelleme tarihi 21 Mayıs 2021

”Ama gecenin bir yarısı iyimser olmak kolay değildi. Şafağa daha uzun saatler varken kötü düşünceler canlanıp yürümeye başlardı. Gecenin ortasında düşünceler zombilere dönüşürdü.”

Stephen King‘in yıllar önce annemle birlikte dizisini izlediğim, o zamandan beri okumak istediğim Kubbe’nin Altında kitabını sonunda bitirdim. (İzlemek isteyenler için dizi 3 sezon (2013-2015) ve bence dizisi daha aksiyonlu ve Kubbe’nin oluşumu bakımından daha bilim kurgu öğelerinin işlendiği bir yapımdı.) Bitirdim, ama açıkça söylemem gerekirse kitap hakkında ne yazık ki harika izlenimlerde bulunamayacağım.

Neden bilmiyorum, ama kitap, 1000 küsur sayfa olmasına rağmen benim çok özel düşünceler söylememe fırsat vermiyor. Sadece 1023 sayfayı, ne olacağını merak ederek okuduğumu söyleyebilirim. Bilmiyorum belki de benden kaynaklıydı. Çünkü kitabı 50 gün civarında bitirdim ve işlerim yoğun olduğu için pek okuma fırsatım olmadı. Bazı zamanlar yarım bırakıp başka kitaba geçmeyi dahi düşündüm, fakat yıllardır okumayı istediğim kitabı yarım bırakırsam ne olursa olsun uykularım kaçardı. Bazı yerlerde karakterler birbirine çok girdi ve kimin iyi tarafta kimin kötü tarafta olduğunu idrak etmekte zorlandım. Ki dizisini yıllar önce izlediğim halde karakterler kafamı karıştırdı. Dediğim gibi sanırım benden kaynaklıydı.

Kubbe’nin Altında kitabının konusuna geçmem gerekirse:

119. Karayolu’nun aşağısında, Chester’s Mill adındaki kasabaya ansızın bir Kubbe iner. Kimse ne olduğunu bilmiyordur. Küçük kasabanın dünyayla olan bütün bağlantısı kesilmiştir. Uçaklar ve arabalar görünmez bir kalkana çarpıp infilak eder. Aileler birbirlerinden kaçarken herkes panik içindedir. Hiç kimse bu görünmez Kubbe’nin nedenini, ne zaman geldiğini ve ne zaman ortadan kalkacağını bilmez.

Burada, bir Irak savaşı gazisi Dale Barbara namı diğer Barbie ve oldukça acımasız politikacı Jim Rennie namı diğer Koca Jim, bu süre zarfında Kubbe’nin altında kapana kısılmış insanların gücünü ele geçirmeye kararlıdır. Fakat bilmiyorlardır ki onların asıl düşmanı Kubbe’dir. Çünkü zaman gittikçe daralıyordur.

Yıllar önce kurulmuş ve yaşamını sürdürmekte olan Chester’s Mill kasabası bir haftada yok olmanın eşiğine gelir. Kasabada kıyamet bir günde kopar; ondan sonraki günler neler olduğunu öğrenme ve kurtulma çabasıdır.

GÖZ ATIN: Eğer Bir Kez Could Mountain’e Giydiyseniz, Oradan Çıkış Yoktur; Yeşil Yol | Kitap İncelemesi

Kubbe’nin Altında, Stephen King’in elinden bir bilim kurgu romanı, son derece merak uyandırıcı, ama bir o kadar da yavaş ilerleyen bir eser bana göre. Sonunda ne olacağını, Kubbe kalkacak mı yoksa sonsuza kadar orada mı kalacak diye merak ettiğim için okuduğum bir kitap. Tabii ki sonradan gelen hiçbir şey sonsuza kadar orada kalmaz. Mutlaka ait olduğu yere geri gider. Ama nasıl? Koskoca kitap, bu nasıl sorusunun bir nevi cevabı gibi aslında, ama bilim kurgu ögelerine pek değinilmemiş, bu da bazı yerlerinde sıkılmama neden oldu.

Tamam, karakterler, olay örgüsü ve fikir açısından muazzam bir dünya yaratmış Stephen King. Özellikle Koca Jim’in güce olan düşkünlüğü, oğlu Junior’ın neredeyse kendisi gibi güç tutkunu olması, ama biraz saf olması, beynindeki kitle yüzünden delirmesi gerçekçi ve etkileyiciydi. Barbara’nın keza kendi dünyası ve savaşması, son derece demokrat olan Julia Shumway’in güçlü kadın duruşu oldukça güzeldi. Karakterler gerçekçiydi. Bir de ben okurken Junior’ın baş ağrısı yüzünden yaşadıklarını Kubbe yüzünden olduğunu sanıyordum, ama sanırım onun yüzünden değildi. Değil mi? Bilmiyorum.

Dediğim gibi bazı şeyler fazlasıyla havada kalmış gibi hissediyorum. Gerçi bu havada kalan kısımları daha derinlemesine yazsaydı bir cilt daha olurdu sanırım. Ama yine de Stephen King, karakter betimlemelerine ve onların hayatlarına fazla ağırlık katmış diye düşünüyorum. İşin bilim kurgu tarafı sadece Kubbe’nin inmesi olmamalıydı. Daha çarpıcı ve daha Kubbe’ye dair bir şeyler bekliyordum. Belki de benim beklentilerimi karşılamadığı için böyle oldu. Yine de o kadar şey söyledim, ama Stephen King, yani okuduğum için kesinlikle pişman değilim. Stephen King’in kafasından olmayı çok isterdim. Onun gibi efsane kitaplar yazmak. Ah şuan sadece bir hayal…

Kitaba dair spoiler vermeden bu kadar durabileceğim. Bundan sonra okuyacaklarınız spoiler içerecektir, bilginize:

Şimdi Kubbe’nin Altında kitabı hakkındaki düşüncelerimi şu şekilde özetlemem gerekirse:

Bana göre kitaba dair sıra şu şekildeydi; Kubbe indi. Bir hafta içerisinde içeride kapana kısılan insanlar arasında bir sürü şeyler oldu; kavga, kaos, entrika, ölümler ve yangınlar. Sonrasında Julia Shumway’in Kubbe’nin oluşmasını sağlayan kutuya dokunması. (bu kutuyu da henüz 13 yaşında olan gençlerin önceden bulması…) Kutuya dokunduğunda çocukluğunda yaşadığı bir travmayı görüp, son çare olarak bir şekilde Kubbe’yi oraya koyan yüzsüz garip, insan görünümlü yaratığa yalvarması ve sonrasında Kubbe’nin kalkması.

1023 sayfa bundan ibaret…

Tabii kitap boyunca çoğu zamanda, bu pembe ışıklar saçan bu kutuyu bulan herkes garip görüler görüyor ve bunların anlamlandırmaya çalışıyorlar. Herkes farklı şeyler görüyor. Bununla birlikte Kubbe’nin içerisinde bulunan birkaç insanın çocuklarının nöbet geçirip garip görüler görmesi ve sonrasında bunların gerçekleşmesi. Bu gibi bilimsel şeyler vardı elbette kitapta, hiç yoktu demeyeceğim yine, ama bu kadardı. Çocuklar anlayamadıkları bir şeyler görüyorlar, sonrasında bitiyor. Bu kadar mı?

Bir de Kubbe’ye bakış açısında şu şekilde anlatılıyor. Julia Shumway’in küçükken, çoğu çocuğun yaptığı gibi karınca yuvalarına mercek tutup onların alev almasını sağlamak ve yıllar sonra Chester’s Mill kasabasının karınca yuvasına dönüşmesi… Kubbe iniyor ve karınca kendileri oluyor. Peki neden başkalarının yaptığı günahları başka insan çekmek zorunda? Ah, gerçek hayatta da öyle değil mi zaten?

Bilmiyorum, dediğim gibi çok fazla yüzeysel bir kitaptı ya. Beni gerçekten üzdü. Etkileyiciydi, evet, ama yine de beklediğim gibi değildi. Kubbe’nin inme fikri, evet, etkileyici, ama çok daha bilimsel olmalıydı. Yoksa vardı da ben mi göremedim? Yine bilim kurgu işte, her zaman kafa karıştırıcı oluyor.

Belki Kubbe’nin altında kitabını ilerleyen zamanlarda yeniden okurum, o zaman farklı hissedebilirim.

Söyleyebileceğim son şey, başkaları tarafından işlenen günahlar yine başkalarına mal oluyor… Önemli olan nasıl hayatta kalabileceğimizi öğrenmek.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme by Compete Themes.