İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Josh Malerman – Malorie; Sakın Gözlerini Açma! | Kitap İncelemesi

Son güncelleme tarihi 27 Temmuz 2021

”Yeni dünyadan kaçınmak için elinden geleni yapabilirsin fakat er ya da geç, o ya da bu şekilde mutlaka gelip kapını çalacaktır.”

Gevşeme
Gözbağını Çıkarma
Ve Gözlerini Açma!

John Malerman, hayal gücü olarak kendisini aşmış!

Uzun zaman sonra iki gün kadar kısa bir sürede okuduğum ilk kitap olabilir. 330 sayfaya her şeyi sığdırıp bir de gerilimi öyle bir yansıtmış ki yazar, kitabı elimden bırakamadım diyebilirim. İlk sayfasından itibaren gerilimi ve aksiyonu hiç bitmiyor. İlk kitabı Kafes‘in üzerinden seneler geçmesine rağmen hiçbir şekilde atlamalar ya da anlamadığım bir şey olmadı.

Malorie kitabının dili o kadar akıcı ki kendimi film izliyormuş hissisinden bir türlü alamadım. Bu yüzden bu tür kitapları seviyorum. Wulf Dorn’un dili de aynı bu şekilde ve kendinizi film izlermişcesine heyecan içerisinde buluyorsunuz, bu da oldukça tatmin edici bir serüven oluyor. İnsanın kitabı elinden bırakası gelmiyor. Bir sayfa daha, bir sayfa daha…

ARKA KAPAK

Malorie’nin iki çocuğuyla birlikte bir nehri aşarak güvenliğe kavuşmasının on iki sene sonrasında, akıl sağlığıyla deliliği ayıran tek şey hâlâ bir gözbağıydı. Dünyayı ele geçirmiş olan yaratıklara atılan tek bir bakış, insanların akıllarını yitirip kendilerine ve etraflarındakilere zarar vermelerine neden oluyordu.

Bu yaratıklara ne bir açıklama getirilmişti bugüne dek ne de bir çözüm bulunmuştu.

Malorie’nin elinden gelen tek şeyse hayatta kalmaktı. Ve çocuklarının da hayatta kalmasını sağlamak. Derken Malorie ona imkânsız gibi görünen bir haber alacaktı. Bu haberle birlikte, çok ama çok uzun zamandır ilk kez umudun tadına bakacaktı.

Canından çok sevdiği, onun için çok şey ifade eden ve bugüne dek öldüğünü sandığı birileri hayattaydı. Ve onlara ulaşabilmesi için Malorie’nin o güne dek çıktığı en tehlikeli yolculuğu yapması gerekecekti. Hayata dair her şeyi kitaplardan öğrenmiş olan Olympia ve yaşadıkları hayatın kolaylaştırılabileceğine inanan mucit Tom’la beraber bir kez daha yaratıkların ve eski dünyanın deliliğine sahip insanların arasına adım atacaktı.

Ve Malorie’nin acı bir şekilde öğrendiği gibi, bazen insanlar yaratıklardan bile daha korkutucu olabilirlerdi.

Kitaba dair efsane bir görsel <3

Kafes kitabının sonunda Malorie, iki çocuğu ile birlikte gözleri bağlı olarak nehri aşıp Jane Tucker Körler Okulu’na sağ salim geldiğinde güvende hissediyordu. Yaşadıklarının hepsi geride kalmıştı. Bir süre de olsa yaratıklardan uzaklaşmışlar mıydı? Artık normal hayatlarına dönebilir miydi? Tabii ki nasıl meydana geldiklerini bilmediği bu yaratıklar dünyada dolaşmaya devam ederken normal hayat diye bir şey olmayacaktı. Yapmaları gereken tek şey hayatta kalmak olacaktı.

Jane Tucker Körler Okulu’nda her şey iki sene kadar iyi gidiyordur, ama yaratıklar eskisinden de çok etrafta dolanmaya başlamışlardır. Malorie, körler okulunda beklenmedik bir şeyle karşılaştığında artık yaratıklarından temas yoluyla da insanların akıllarını kaçırmalarına sebep olduğunu fark eder. Sadece onlara bakmamak kaçış yolu değildir, çünkü kör olan bir kadının aklını kaçırmasına sebep olmuşlardır.

Malorie, yaşadığı bu dehşet verici deneyimden sonra iki çocuğu Tom ve Olympia’yı alarak zorlukla da olsa oradan kurtulmuş, kendilerine Kamp Yadin dedikleri yerde başka bir hayat kurmuşlardır. Körler okulunda yaşadıkları olaydan sonra on yıl geçmiştir. Artık oğlu Tom ve kızı Olympia ergenlik çağına gelmişlerdir ve yaratıkların dünyasında büyüyen bu çocuklar farklı yeteneklere sahip olmuşlardır. Tom, duyma yeteneğini son derece güçlü bir şekilde geliştirirken bir şeyler icat etmede de oldukça başarılıdır. Olympia’da duyma konusunda güçlüdür, fakat onun herkesten sakladığı daha başka bir yeteneği vardır. Çocukların göremedikleri dünyaya olan merakları da gün geçtikçe artıyordur. Her şeye rağmen, her ne kadar artık bundan sıkılmış olsalar da annelerinin sözünü dinlemeleri hayatta kalmalarına olanak sağlamıştır.

Yaratıklarla çevrili hayatlarında on yıl geçmiştir. Her şey bir şekilde yolunda giderken ansızın kapılarına nüfus memuru olduğunu söyleyen bir adam peyda olmuştur ve bu adam beklenmedik bir şekilde hayatlarını değiştirecektir. Adam hayatta kalan insanlarla iletişim kuruyor, onların isimlerini yazıyor, yaratıklarla olan deneyimlerini paylaşmalarını istiyordur. Bu, Malorie için bir tuzak niteliğinde olsa da dünyaya dair merak içerisinde olan Tom için kaçınılmaz bir fırsattır. Olympia da aynı şekilde meraklıdır fakat Tom dış dünyaya ve özgür yaşamaya daha bir eğilimlidir. Çünkü annesinin yıllardır üzerinde hissettiği otoritesinden sıkılmıştır. Bir yanı bu otoritenin hayatta kalmaları için doğru olduğunu düşünüyor olsa da özgür bir dünyada yaşama düşüncesi daha cazip geliyordur. Olympia ise daha mantık çerçevesinde ilerliyor, elinden geldiğince annesi Malorie’nin dediklerine uymaya çalışıyordur.

Bu nüfus memuru olduğunu söylediği adam, Malorie’nin ısrarıyla gitmiş, ama ardında kağıtlarını bırakmıştır. Tabii bu fırsat da Tom için biçilmiş kaftandır. Annelerinden habersiz Tom ve Olympia kağıtları incelemeye, kendileri gibi hayatta kalan insanların deneyimlerini okumaya başlarlar. İndian River denen bir yerde yaratıklara yakınlaşan ve neredeyse onlarla rahat bir şekilde yaşadığını söyleyen bir grup kesim vardır ve bu bilgiler Tom’u gittikçe heyecanlandırıyordur. Özellikle de Athena Hanz diye bir kadın neredeyse Tom’un kafasındandır ve onun yaşadığı özgür ve korkusuz hayat Tom’u cezbedecek, hayatlarını tamamen değiştirecek buluşunu denemesine de önayak olacaktır.

Annelerinden habersiz kağıtları okurlarken beklenmedik bir şeyle karşılaşırlar. Hayatta kalanlar listesinde hiç tahmin etmedikleri birilerinin isimleri vardır ve bu, Malorie ve çocuklar için Kamp Yadin’den ayrılıp bambaşka bir hayat sürebilecekleri bir seçim anlamına geliyordur.

Hayatta kalanlar listesinde Malorie’nin tüm bu zamanlar çerçevesinde öldü olarak kabullendiği anne ve babasının isimleri vardır. Gerçekten de hayattalar mıdır? Bunca zaman, tüm bu deliliğin içinde hayatta mı kalmışlardır? Bu bilgi Malorie için korkunçtur, çünkü kardeşi Shannon’ın ölümünden sonra annesi ve babası hakkındaki umutlarını öldürmüştür. Eğer listede yazıldığı gibi annesi ve babası hayattaysa umutlarını yeniden yeşerteceği anlamına geliyordur ve eğer umutlarını yeşertirse bunun asla geri dönüşü olmayacaktır.

Malorie, aldığı bu bilgi çerçevesinde hem adım atmak istiyor hem de çocuklarını bilmediği bir tehlikenin içine sürüklemek istemiyordur. Eğer doğruysa onları bulmak için güvenli olan Kamp Yadin’den ayrılıp bilmedikleri, uzun bir yolculuğa çıkacaklardır ve bu yolculuk kesinlikle tehlikeli olacaktır. Bunun için Kör Tren adı verilen bir trene binip, ki trenin gerçekte olup olmadığı dahi belli değildir, ondan sonra bir umut uğruna ilerleyeceklerdir. Uzun bir karar sürecinin sonunda Malorie hayatının kararını verir ve Kör Tren’i bulmak için yeniden mücadele etmeye koyulurlar.

Bu yolculukta yaşadıkları, kendilerini ve yaratıkları tanıma süreçleri herkesin bir sırrı olduğunun kanıtı olacak. Malorie kendisini ve daha çok çocuklarını korumak isterken korkunun tam göbeğinde bulacak kendisini ve çocuklarının yardımıyla hayatta kalmaya devam edecek, istediği yere zor da olsa ulaşacak. Ve arka kapakta da yazdığı gibi bazen insanlar yaratıklardan bile daha korkutucu olabiliyorlar.

Bu yolculukta başlarına o kadar fazla şey geliyor ki şuan onları buraya yazmak kitabı aktarmam gerekeceği anlamına geldiği için bir şey söyleyemeyeceğim ne yazık ki. Dediğim gibi kitap başından sonuna kadar o kadar aksiyonlu gidiyor ki insan elinden bırakmak istemiyor. Özellikle de duyguları aktarma, yaşananları hissettirme açısından gerçekten de muazzam. Her sayfasında kendinizi satırların arasında görüyor, düştükleri zorluktan nasıl kurtulacaklarını merak ederek sayfaları arşınlıyorsunuz.

Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Atmosferden kopamayacak, kitabı elinizden bırakamayacaksınız.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme by Compete Themes.