İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Buğra Gülsoy – İkinci Kıyamet Güneşin Doğduğu Yer | Kitap İncelemesi

Son güncelleme tarihi 27 Temmuz 2021

”Çünkü öğrendiğim bir şey daha vardı ; başkalarının hayatlarına her dahil oluşumun, içinde bulunduğum hayatları kurutup yok ettiği gerçeği.”

Bir kaçak olarak yaşamak ve etrafında bulunan insanlara bir şekilde iyi ve kötü anlarını dokundurmak onun kaderi olacaktır.

Buğra Gürsoy kesinlikle yazarlıkta bir çığır açmış.

İkinci Kıyamet Güneşin Doğduğu Yer, gerçekten de Sabri Mahir’in kıyametini kelimelerle öyle güzel yansıtıyor ki kitabın sonunda gözyaşlarıma hakim olamadığımı söyleyebilirim. Dersaadet’teki sevgili Perasından ayrılmak zorunda kalıp yabancı ülkelerde bir kaçak hayatı yaşaması Sabri Mahir’in yavaş yavaş sonunu getirecektir. Bu son kırık ve yaralı kalplerle bezeli bir hayat sürmesine sebep olacaktır ve hayatının sonuna kadar geçmişi peşini bırakmayacaktır.

İkinci Kıyamet Güneşin Doğduğu Yer, Sabri Mahir’in, İspanya’da bir boks şampiyonunun canını almasıyla bambaşka bir yere evrilecektir. Aslında Sabri Mahir’in tek amacı Dersaadet’te sevdiğini bıraktığı andan itibaren, tıpkı söz verdiği gibi ona geri dönme çabasıydı. Açıkçası, İkinci Kıyamet kitabı teması olarak aşkın her nerede olursa olsun, her daim yaşayabileceğinin kanıtını sunuyor bizlere. Sabri, Pera’ya ulaşmak için öyle farklı yollardan geçiyor ki 1914 yılından 1967 yılına kadar dünyada yaşanan çoğu dehşeti yaşıyor. Hatta bizzat içerisine hapsoluyor. Bu yolculukta ona bir sürü dost eşlik ediyor. Kimisi yürüdüğü yolda ona yol gösteriyor, kimisi farkında olmadan bambaşka yollara sapmasına sebep oluyor. Ve bu yollarda çoğu zaman dünyayı etkileyecek detayların var olmasına sebep oluyor.

”İnsana en çok acı veren darbe, beklediği düşmanından değil, hiç beklemediği yerden yediğiymiş; en yakınından, dostundan, güvendiği tek insandan…”

Sabri Mahir, ilk olarak İspanya’da boksun yasaklanmasının ardından İngiltere’ye kaçar. Orada hayatını idame ettirmeye çalışırken Oxford ve Cambridge üniversitelerinde jimnastik öğretmenliği yapmaya başlar. Sonrasında Perasına geri dönebilmek, bunun için daha çok para kazanabilmek için İngiliz askerlerine boks dersi vermeye başlar. Burada başına bir sürü olaylar gelir. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle ne olduğunu anlamadan casus damgası yer ve esir kampına gönderilir. Burada uzun yıllar hayatla mücadele etmeye çalışırken, geleceğin Adolf Hitleriyle karşılaşır. Hitler o zamanlarda mahkumlara yemekler getiren bir hademeden başkası değildir.

Savaştan sonra affın çıkmasının üzerine Almanya’ya yollanır. Burada yine hayatını boks sayesinde idame ettirmekten başka çaresi kalmaz. Bir sirke katılır ve kimsenin yenemediği bir şampiyonu yenerek adını gazetelere, dergilere hatta tüm kartpostallara yazdırmayı başarır. Tabii o, hiçbir zaman bu unvanın peşinde değildir. Onun tek isteği biricik Perasına kavuşmaktır. Bu süre zarfında dostu bildiği Lukas adındaki arkadaşının ihanetine uğradığını öğrenir. Yaşadığı hayal kırıklığı yeniden sokaklara düşmesine sebep olur. Bir süre sonra kendisine verilen işaretleri göz önünde bulundurarak Berlin’de, erkeklerin ve kadınların rahatça girebileceği, spor yapabileceği boks ve jimnastik salonu açar. Burada geleceğini şekillendirecek dostlarla tanışacak, aynı zamanda geleceğin boks şampiyonu Max Schmeling’i de yetiştirecektir. Boks, Sabri Mahir’in, yaşadığı anlarda her anlamda iyi ve kötü yardımcı olacaktır.

”Böyle yardım edilir insanlığa, çünkü sadece becerikliler yükselip bu dünyanın nimetlerinden yararlanırlar.”

Kitabın sonlarına doğru Adolf Hitler’in, yani Führer’in önderliğinde ilerleyen Almanya İbranilerin katledilme dürtüsüyle cehennem şehrine dönecektir. İkinci Kıyamet Güneşin Doğduğu Yer o kadar derin ve hisler uyandıran bir kitap ki satırlar boyunca Sabri Mahir’in duygularını ruhuma kadar hissettim. Birinci kitabı Birinci Kıyamet Güneşin Battığı Yer ile bir temel oluşturan yazar, İkinci Kıyamet Güneşin Doğduğu Yer ile Sabri Mahir’in çilelerle geçen hayatını muhteşem bir dille yüreklere kazıyor.

Yarı gerçek yarı kurgu bu hikâye o kadar yoğun ki daha önce İlk Türk Boksör olarak adlandırılan Sabri Mahir’in hayatını bilmediğimiz için pişmanlık hissetmemizi sağlıyor. En azından benim. Buğra Gülsoy’un bilmediğim kalemi sayesinde harika zaman geçirdim. Kitap ruhuma işledi diyebilirim. Özellikle de sonu harika bağlanmıştı.

Sabri Mahir’in çilelerle geçen hayatında, nerede olursa olsun aşkı Pera’ya tutunması, Pera’nın da yıllar geçse de, aynı şekilde ona tutunması aşkın her anda ölümsüz olduğunun bir göstergesi.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme by Compete Themes.