Yüreğinizdeki Sanatçıyı Ortaya Çıkartacak; Backstage | Dizi İncelemesi #6

Yüreğinizde gizli kalmış sanatçıyı ortaya çıkartacak derece de iyi bir dizi…

Backstage, bale, müzik, sanat ve her türlü dans dalındaki öğrencilerin, seçkinlik sahibi Keaton Sanat Okulu’nda lise hayatının zorlukları ve arkadaşlıklarıyla baş etmeye çalışan bir grup öğrencinin hayatlarını konu alıyor.

Backstage, izlediğim en iyi sanat ve gençlik dizilerinden bir tanesiydi. Dizi hakkında hangi olumlu yorumu yapacağımı bilmiyorum. Şuan için kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir noktadayım. Çocukluğumdan beri gençlik dizilerini izlerken keyif alıyorum. Yirmi altı yaşımda olmama rağmen bu gibi, arkadaşlık, dostluk dizilerinin yüreğime verdiği huzuru tanımlayamıyorum. Gerçekten de çok güzel ve bu tür kitaplar yazmaktan da hoşlanıyorum. İleri de yazdığım kitapların güzel yerlere gelmesini ümit ediyorum.

Her neyse, yeniden konumuza dönecek olursak, eğer hesabınız varsa diziyi Netflix’den izleyebilirsiniz. Dizi hakkında küçük bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Diziye ilk başladığımda, ilk beş bölümde sevemeyeceğimden endişelenmiştim. Bilmiyorum, sanırım karakterlere alışamadım ve adından da anlaşılacağı gibi sahne arkasından karakterlerin düşünceleri gösteriliyordu. Bu durum da, ara ara diziden kopmama neden oluyordu. Birkaç gün için izlemeye ara verdim ve yeniden döndüğümde diziyi sevmeye başladım. Karakterlere ısınıyordum, ben de sanatla uğraştığım için dizinin benim için apayrı bir yeri olduğunu fark ettim. Bir şeyler izlerken, IMDb puanlarına takılan biriyseniz puanın (6,8) düşük olmasını umursamayın.

Dizi, her bölüm yirmi dakikadan, iki sezon halinde, bir sezon otuz bölüm olmakla birlikte toplam da altmış bölümü içeriyor. 2016-2017 yapımı bir dizi olarak görünüyor ve son bulmuş.

Dizi, genel olarak odaklı olduğu on iki öğrencinin üzerinden ilerliyor. Sanat Okulu’nda lise hayatlarını, arkadaşlıklarını, aşklarını, büyüme sürecinin verdiği sorunları ve hayallerini gerçekleştirmek için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya hazır, çoğu birinci sınıf, öğrencilerinin sanata dair aşklarını sergiliyor.

Dizi de sanat öyle güzel bir şekilde işlenmiş ki, eğer benim gibi yaşınız büyük ise, izlediğinizde imreneceğiniz, keşke benim de böyle güzel yeteneklerim olsaydı diyebileceğiniz detaylara sahip. Karakterlere birkaç bölüm alışmakta zorluk çekebilirsiniz, ama dayanın, alıştığınızda her bir karakterin özelliklerini, duygularını, anlatmak istediklerini seveceksiniz. Dizinin sonunda, her bir karakterin değişimlerini fark edecekseniz ve bu durum gerçekten de güzel bir dizi izlediğinizin tanımını yapacak sizlere.

Bazılarınız, diziyi biraz abarttığımı düşünebilir, ama inanın bana, sanata dair güzel şeyler izlemek isterseniz, altmış bölümün sonunda pişman olmadığınızı göreceksiniz. Hatta bölümlerin biraz daha uzun olmasını dahi isteyebilirsiniz, ben istedim çünkü.

Yirmi dakika uzunluğundaki her bir bölüm hiçbir şekilde boşa geçmiyor. Öğrenciler ya şarkı söyleyip müziklerini geliştiriyorlar, ya bale öğrenimlerine devam edip gösterilere hazırlanıyorlar ya da sanata dair bir sürü aktiviteyle kendilerini geliştiriyorlar. Üzerinde çok çalışılmış, son derece iyi bir sanat okulunda olması gereken her şey var. Duyguyu verirken, söylenen şarkılar da bir o kadar güzel. Bir kere izlemeye koyulduğunuzda kaç bölüm izlediğinizi pek farkına varamıyorsunuz. Ben, 15-20 gün civarında bitirmiş olmalıyım ve bunları yazarken hala içimde küçük bir burukluk seziyorum. Hem bitmesini isteyip hem de bitmesini istemediğim bir diziydi.

Çok fazla şey söylemek istiyorum, ama on iki karakterin hepsini de anlatmak istesem bir günümün yeteceğini sanmıyorum. Her bir karakteri çok sevdim. Müzik sınıfında, başta Jax’den hoşlanmamıştım, ama sonradan onun sempatik ve sevecen tavırlarını çok sevdim. Alya’nın sesini ve utangaç tavırlarını sevmiştim, ama geçirdiği değişim benim epey bir üzdü. Hatta Bianca hakkında söylediği sözleri hala hatırlıyorum. ‘Bir gün, Bianca kadar popüler olursam asla onun gibi kötü davranmayacağım,’ demişti ve Alya’yı sevmemin nedenini şimdi siz tahmin edebilirsiniz. Bianca’yı sevdim, Miles’in çekingen tavırları ve duruşu çok hoştu. Kit de aynı şekilde, müzikleri efsaneydi. Kit’in kız kardeşi Scarlet’in sesi inanılmazdı.

Bale sınıfında Vanessa ve Carly arasında en çok Vanessa’yı sevdim. Aşırı tatlı ve sempatikti, dans yetenekleri de inanılmazdı elbette. Bale sınıfının hepsi de öyleydi. Erkeklerin bale yapmaları çok hoştu.

Sanatta Julie harika işler başarıyordu ve dizinin ilerleyen bölümlerinde herkesin söylediği gibi her işte başarılı olması inanılmazdı. Karakterlerin hepsi harika başarılara imza atıyor ve birbirlerine olan düşünceleri, dostlukları ve her ne olursa olsun birbirlerini desteklemeleri arkadaşlığın en iyi bir şekilde sergilenme biçimiydi.

Bu yüzden vakit kaybetmeden izleyin, müzik ve sanata, arkadaşlık ve dostluğa doyun, pişman olmayacaksınız.

Unutmazsanız, izledikten sonra yorumlarınızı bekliyorum. Bakalım siz de benim gibi hayran oldunuz mu? Yoksa müzikal bir konsept olduğu için nefret mi ettiniz?

Author: İrem

Kendi halinde bir yazar. İzlediği filmler, diziler ve okuduğu kitaplar hakkında yorum yapmayı seven bir kız. Burada yazdıklarını okuyan kişiler mutlu olursa kendisi çok daha mutlu olan birisi. Özel bir şirkette çalışıyor, fakat ruhuna dair alanlara yönelmek için bu siteyi açtı, sizlerin sayesinde başarılı olacağına inanıyor. Bir Potterhead. Yazmak, Harry Potter sayesinde bir tutku haline geldi. Ruhu tamamen bir Hufflepuff!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir