Article,  Dizi Kategorisi,  Film Kategorisi,  Inspiration,  Kitap Kategorisi,  Stories

Vaiz: Teksas Yolları – Cilt 1 | Çizgi Roman İncelemesi #5

Merhaba arkadaşlar bu ay ki çizgi roman köşesine hoş geldiniz. Her ay olduğu gibi bu ay da okuduğum çizgi roman incelemesinden söz edeceğim. İncelemeye geçmeden önce günlerinizin nasıl geçtiğini sormak istiyorum. Tam yaz sıcakları yaklaşıyor derken, her zaman olduğu gibi Mayıs bizi yine şaşırtmadı ve yağmur ile birlikte soğukları az da olsa getirdi. Her ne kadar kış soğuğu olmasa da kısa kollu ile dolaşmak pek mümkün olmuyor. Ne de olsa hala bahar ayından çıkmış değiliz. Bir de önümüzde ramazan var, havanın bu şekilde devam etmesi iyi olabilir. 🙂

Her neyse, nedense bugün pek konuşma havasında değilim, az kalsın incelemeyi yapmayacaktım, ama yazımanın her zaman iyi geldiğini düşünerek az da olsa bir şeyler karalamak istedim. Bu yüzden hemen incelemeye geçiyorum. Umarım çizgi roman ve sizin aranızdaki bağı güçlendirecek yararlı bir yazı olabilir. Tabii arasında diziden de kesitler olacak, o yüzden ikisi arasında da karar verebilirsiniz.

Öncelikle Preacher’ın, yani Türkçe adıyla Vaiz’in bilmeyenler için diziye çevrildiğini söylemek istiyorum. Ben çizgi romanını okumadan önce dizisini izlemiştim. Şuan iki sezonu mevcut ve 25 Haziran’da da üçüncü sezonu çıkacak. Dizisiyle, iki sene önce tesadüf eseri karşılaşmıştım. Başrol oyuncusu Jesse Custer rolundeki Dominic Cooper hakkında bir şeyler yazıyordum. Bunun üzerine dizisi karşıma çıkınca izlemem gerektiğini düşündüm, iyi ki izlemişim. Bu konuda hiçbir şekilde pişman olmadım. Ama dizisini izledikten sonra çizgi romanını okuduğumda inanılmaz farklılıklar olduğunu görmek açıkçası beni üzdü. Biliyorum, çoğu çizgi roman beyaz perdeye uyarlandığında, ki bu kitaplardan uyarlamalarla da aynı oluyor, konusu aynı kalsa da olay örgüsü bakımından büyük farklılıklar sonucu izleyiciye aktarılıyor. Neden bilmiyorum, belki de diziyi çok sevdiğim için, çizgi romanının da aynı olacağını düşündüm, yanılmışım.

Çizgi romanı tamamen kafamda diziden bağımsız olduğunu düşünerek okudum, en azından okumaya çalıştım. İlk kez, okuduğum bir şey de bu kadar zorlandığımı hatırlıyorum. Şimdi diyorum keşke ilk önce çizgi romanını okusaydım, çünkü dizi de bazı olaylar öyle yarım yamalak aktarılmış ki çizgi romanda her şey yerine daha rahat oturuyor. Konusundan bahsettiğimde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Dizisi hakkında genel bir inceleme yapar mıyım bilmiyorum, ama bu yazımda dizisi hakkında da birkaç açıklamada bulunacağım.

Dizide, Vaiz, Jesse Custer adında bir adamın karanlık geçmişi itibariyle babasının bıraktığı işe başlamasını ve hem kendi inancını hem de kasabada yaşayan kişilerin inancını Tanrı’ya odaklamasını konu alıyor. Jesse Tanrı’ya olan inancını kaybedeceği sırada bir an da Genesis adında bir varlığın himayesi altına giriyor ve beklemediği bir anda işler fantastik bir hal almaya başlıyor. Bu kısım dizinin ilerleyen bölümlerinde az da olsa açıklığa kavuşturuluyor, ama çizgi romanda harika bir şekilde anlatılmış.

Çizgi romanda, Vaizlik yapan Jesse Custer, arkadaşları Tulip ve Cassidy ile bir kafede oturuyor ve Jesse konuşmaya başlarken biz de neler olduğunu yavaş yavaş öğrenmeye başlıyoruz. (Şu detaydan da bahsetmeden geçemeyeceğim, Tulip çizgi romanda sarışınken dizi de tümüyle esmer bir karakter. Bunu neden böyle yaptılar bilmiyorum, ama yine de her ikisi de kişilik açısından birbirlerine çok benziyor, benim için bir sorun teşkil etmiyor.) Tulip, bir olay sırasında kaçmaya çalışırken Cassidy ile karşılaşıyor ve Cass onu arabasına alıyor. O sırada Jesse, Annville kasabasında sıradan bir günde, kiliseye vaaz vermek için gittiğinde diğer günlerin aksine çok fazla kişinin içeride olduğunu fark eder. Bunun şaşkınlığını yaşarken bir anda gökten gelen bir parlamayla Yaratılış gelir ve Jesse’nin içine girer. Bununla birlikte kilisede kocaman bir patlama olur ve içerideki herkes ölür. (Bu kısım, biraz spoiler olacak ama dizinin sonunda bir patlama ile kocaman Anville kasabasının yok olmasıyla devam etmişler.)

Çizgi romanda ise söylediğim gibi başında oluyor ve bu Genesis, yani Yaratılış yüzünden oluyor. Bu patlamayı duyan Cassidy ve Tulip de vakit kaybetmeden patlamasının olduğu yere gidiyorlar. Tulip ve Cass, Jesse’yi enkazın altından tek parça halinde kurtarıyorlar. Ve o an anlaşılıyor ki Tulip ve Jesse önceden evlilermiş. (Ki bu durum dizide de anlatılıyor. Karşılaşmaları farklı olsa da söylediğim gibi olaylar aynı.) Jesse, şaşkınlık içinde uyandığında kafasında eskidinden çok farklı bir şeylerin olduğunu fark ediyor. Sanki birisi konuşuyor ve ona anlayamayacağı, ama aslında daha önceden bildiği bir şeyler fısıldıyor.

Burada sayfaları çevirdikçe cennetten kaçan Genesis’in, yani Yaratılış’ın, neden kaçtığını ayrıntılı bir şekilde işliyor. Çizimleri de bir o kadar güzel. Dizi de bu kısım, Dünya’ya inen melek olduklarını bildiğimiz Fiore ve Deblanc’ın Jesse’nin içine giren varlığın peşinde olduklarını görüyoruz. Çizgi roman da ise bunu tamamen net bir şekilde anlıyoruz. Hatta bu kısım, meleklerin Dünya’ya gelerek Yaratılış’ı aradığı kısım, çizgi romanın sonunda gösteriliyor. Bu yüzden çizgi roman daha ayrıntılı ve akıcı diye düşünüyorum. Eğer hala izlemediyseniz, ilk önce çizgi romanını okuyun, sonra diziyi izleyin.

Jesse, etrafında gerçekleşen olaylar zincirinde yavaş yavaş kendisini anlamaya başlıyor. Yaratılış’ın cennetten kaçması ile birlikte, bir de onu bulması için kilitli bir demir sandıktan Katillerin Azizini çıkarıyorlar. Bu sayede Yaratılış, cennete kolaylıkla geri dönebilecektir. (Hatta burası dizide nereden geldiğini bilmediğimiz karanlık bir adam tarafından Jesse’yi aramaya çalıştığını görüyoruz. Çizgi romanda ise onun cennetten Yaratılış için geldiğini anlıyoruz.) Jesse’nin güçlerini kullanması da oldukça havalıydı. Tamam, bir yandan ürkütücü, ama hoştu yani itiraf edelim. Jesse bu güçlerini kullanırken, Katillerin Azizi’de onu bulmaya bir adım daha yaklaşıyordu. (Gerçi bu kısım dizi de öyle işliyordu, hatta Jesse sırf onun tarafından bulunmamak için güçlerini kullanamıyordu. Ama çizgi romanda nasıl hemen bulabiliyordu tam anlayamadım. Sanırım o da güçlerini kullandıkça hissediyor.

Bir de dizideki farklılık açısından, Jesse, Katillerin Azizi’ni güçleriyle alt edemiyordu, ona Azizi’n istediği ile kendi ruhundan verdikten sonra ona hükmetmeye başlıyordu. Çizgi romanda ise bu hemen oluyordu, herhangi bir şekilde ruhundan bir parça vermesine gerek kalmıyordu. Bu olaydaki dizideki bakış açısı da hoştu, ama çizgi roman daha gerçekçi gibi geldi. Ne de olsa Yaratılış özel sesiyle herkesi etkilerken neden Katillerin Azizi’ni es geçsin ki? (Ayrıca dizi de o ses kalınlığı inanılmaz hissediliyor, insanın ruhuna işliyor. Bunu da belirtmeden edemedim. 🙂 Tabii okurken pek hissedemiyorsunuz sesi, ama o da güzel.)

Yazımın sonunda, kısaca çizgi romanda beğenmediğim ama dizi de beğendiğim kısımlardan bahsetmek istiyorum. Çizgi romanda asıl olayların sadece Yaratılış olmadığını görüyoruz. Polis memurlarının hayatları ve dedektifin yaşadıkları anlatılıyor, hatta bir başka katil de ortaya çıkıyor. Bence bu kısım fazla uzatılmış ve abartılmış, onun yerine tamamen Yaratılış’a odaklanılsa çok daha iyi olabilirdi. Çizgi romanının sonu Agatha Cristie romanları gibi olmuş. Ama dizi de öyle mi, olay örgüleri değişse de tamamen Yaratılış üzerine kurulmuş ve karanlık bir atmosfer var. Sanırım bu açıdan beni daha çok tatmin etti.

Ah bir de çizgi romanda sevmediğim kısımlar, diyaloglarda aşısı derece de küfür söz konusu. Tamam arada sırada olur, ama üç cümlenin ikisinde de olmaz ki canım! Bilmiyorum, bu durum beni aşırı rahatsız etti. Neyse ki dizisinde o kadar yok, olaylar çok daha güzel işleniyor. İlk başta keşke ilk önce çizgi romanını okusaydım dedim, ama sanırım şuan dizisini daha çok beğendiğimi fark ediyorum. Dizisinde Genesis’in tam olarak nereden geldiğini anlamamıştım, ama romanı okuduğumda çok daha fazla pekişti, bu da beni sevindirdi. Herhalde bunu öğrendiğim için diziyi konu ve işleyiş bakımından daha çok sevdim. Ama çizgi romanı da güzel elbette ne de olsa orijinal konusu o şekilde. Siz yine de ilk önce çizgi romanını okuyun sonra dizisini izleyip kendiniz karar verin. Bakalım içinizde kim galip gelecek? 🙂

Kendi halinde bir yazar. İzlediği filmler, diziler ve okuduğu kitaplar hakkında yorum yapmayı seven bir kız. Burada yazdıklarını okuyan kişiler mutlu olursa kendisi çok daha mutlu olan birisi. Özel bir şirkette çalışıyor, fakat ruhuna dair alanlara yönelmek için bu siteyi açtı, sizlerin sayesinde başarılı olacağına inanıyor. Bir Potterhead. Yazmak, Harry Potter sayesinde bir tutku haline geldi. Ruhu tamamen bir Hufflepuff!

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir