Article,  Dizi Kategorisi

Peaky Blinders 2. Sezon 2. Bölüm | Dizi İncelemesi

‘’Tommy, o yağı atlara sürüyoruz lan.’’
‘’At gibiyim.’’
‘’At olsaydın, bunca kırıkla seni oracıkta vururlardı.’’

Thomas Shelby, Sabini’den yediği dayaktan Dedektif Campbell sayesinde kurtulurken, harap olmuş halde hastaneye kaldırılır. Hastanede uzun bir süre yattıktan sonra Campbell Thomas’ı ziyaret eder. Bu ziyaret tabii ki dostça bir ziyaret olmayacaktır. Garrison Barı’nı bombalayan İrlandalılar, Thomas’tan bir muhalifi öldürmesini istediğinde Thomas bu istediklerini yerine getirmiştir ve bu durum Campbell’ın kulağına gitmiştir. Campbell, Thomas’ın bu yaptığını biliyordur. Campbell’ın tehditleri hastane odasında uçuşurken Thomas’ın, onun piyonu olmaktan başka çaresi kalmaz. Başının büyük bir belada olduğunun farkına varır.

Campbell’ın ziyaretinden sonra Thomas, üç hafta daha yatması gerekirken riske girer ve gece yarısı hastaneden kaçıp amcası Charlie’nin yanına gelir. Ona, Londra’ya gitmesi gerektiğini, Sabini’nin işini yarım bırakmayacağını, tehlikede olduğunu söyler. Vakit kaybetmeden o anda tekneye atlar ve uzun bir zaman alacak bir yolculukla, Camden Town’a gider.

Camden Town’da Alfie Solomons’un yanına gider. Bay Solomons’la olan anlaşması, birlik olup Charlie Sabini’ye karşı gelmektir. Thomas, bu konuda biraz zorlansa da sonunda Alfie Solomons’u ikna etmeyi başarır. (Açıkçası henüz Alfie’nin tam olarak ne iş yaptığını pek anlayamadım. Fırıncı olarak görünüyor, ama Thomas ondan yardım istediğine göre bir çetenin lideri olması muhtemel. İlerleyen bölümlerde bunu daha net anlarız diye düşünüyorum.)

Thomas, Camden Town’da Alfie Solomons ile olan bu görüşmesini kimseye haber vermeden yapmış olsa da, bir şekilde Sabini’nin kulağına gider ve Thomas’ın şehre girdiği anda öldürülmesini talep eder. Tabii, polisle yaptığı bu görüşmede, bir şekilde polisin de, Thomas’ın oyuncağı olduğunu fark ederek çılgına döner.

Thomas Camden Town’dan döndükten sonra Winston Churchill’e, eski savaş rozetinin verdiği yücelikle mektup yazar. Sömürge Bakanlığı’nın kendisine kraliyet onaylı bir ihracat ruhsatı vermesini ister. Ruhsatta özellikle, Hindistan, Malay, Kanada ve Rusya’ya geçiş izni olmasını da ister. Thomas, İmalathane mallarını Birmingham’dan Poplar Rıhtımına taşımayı planlıyordur. Churchill, bu istekleri kabul etmek durumunda kalır. Çüünkü kraliyet adına Binbaşı Campbell’a birlikte, Thomas’tan canını tekrar riske atmasını umursamadan kraliyet namına bir suikast düzenlemesini isteyeceklerdir. Bu nedenle Thomas’ın her isteğini yerine getirmeleri gerekmektedir.

Thomas, Ada’nın yanına gider. Freddie’nin ölümünden sonra Ada’nın aileden daha da uzaklaştığının farkındadır. Aynı zamanda, kendisi yüzünden başına neler geldiğini de biliyordur. Bir çeşit özür mahiyetine Ada’ya, çocuğuyla daha rahat ve güvenle yaşayabileceği bir ev satın alır. Aynı zamanda Polly’e de kendisi için bir ev satın almıştır. Bu durum Polly’i fazlasıyla duygulandırır.

Thomas, Polly’nin son zamanlarda üzgün olduğunun farkındadır. Ve Polly’nin bu durumunun çocukları yüzünden olduğunu Esme’den öğrenmiştir. Thomas, Polly’e yeni evinin anahtarlarını verdiğini bu konudan bahseder. Yıllar önce ellerinden alınan çocuklarını bulacağına dair kadına söz verir ve kısa sürede sözünde de durur. Polly’nin erkek çocuğu Michael Gray’i bulur, ama kızı Anna ne yazık ki ölmüştür. Anna, Polly’den alındıktan sonra bir gar müdürünün yanına verilmiştir, ama bir türlü uyum sağlayamamıştır. Sürekli kaçmış, Birmingham’a trenle gelmeyi istemiş, ama yakalayıp onu Avusturalya’ya göndermişlerdir. Orada, bahar yorgunluğu denen bir hastalıktan vefat etmiştir.

Michael ise şuan, bir ailenin yanında yaşıyordur. Thomas kapısına kadar gider, ama büyüttüğü annesi Thomas’ın onu almasına izin vermez. Bu durumda 18 yaşına kadar beklemeleri gerekmektedir. Thomas, bu durumu Polly’e söyler, eğer rızası olmadan Michael’ı almak isterlerse ve annesi dediği kadın polisi çağırırsa Polly’nin bir daha çocuğunu asla görememe gibi bir ihtimali de vardır. Bu yüzden Thomas, Polly’e çocuğun yerini 18 yaşını doldurana kadar söylememe kararı alır, ama Polly bunu kabullenemeyerek çılgına döner. Bir süre Thomas’la konuşmaz.

Bombalandıktan sonra inşaat haline gelen Garrison Barı yeniden açılışa hazırdır. Arthur, barının başına gelenlerden sonra iyice yıkılmış, kendisini kontrol edebilmek için dövüşe vermiştir, ama bu da ona iyi gelmemiştir. Kazayla, antrenman sırasında bir adamı döverek öldürür. Bu durum Thomas’ı endişelendirirken Arthur’la konuşmaya gider. Arthur ise bu olaydan sonra daha da yıkılmıştır. (Bu durumu Arthur’un dudaklarından dökülen bu kelimelerle daha net anlayabiliriz.)

‘’Kafam tekne gibi Tommy. Kömürle, demirle dolu bir ağır yük teknesi gibi. Bazen yük bir uca kayıyor. Tekneyi deviriyor. Kayarken hissediyorum. Alabora olduğu anı hissediyorum, ama engel olamıyorum. Sanki kafam yerinde durmuyor. Koca bir yük gemisi gibi ağır. Ve sürekli batıp çıkıyor, sanki hep sürükleniyor.’’

Arthur, yaşadığı bu çöküşten Finn’in kendisine verdiği atların kullandığı bir uyuşturucu sayesinde bir süre de olsa toparlanır, eski Arthur halini alır. Barın açılışında eğlence devam ederken Polly hala kimseyle konuşmaz. Thomas ise Grace’den gelen bir mektupla onu hala unutamadığını fark eder. Zihninde sürekli olarak yaşadıkları anlar dolanıyordur. Mektubu okumadan yakar. Polly, o gece dağıttığında ise sabahında kapısının önünde bir sürprizle karşılaşır. Michael evinin önüne kadar gelmiş onu soruyordur.

Kendi halinde bir yazar. İzlediği filmler, diziler ve okuduğu kitaplar hakkında yorum yapmayı seven bir kız. Burada yazdıklarını okuyan kişiler mutlu olursa kendisi çok daha mutlu olan birisi. Özel bir şirkette çalışıyor, fakat ruhuna dair alanlara yönelmek için bu siteyi açtı, sizlerin sayesinde başarılı olacağına inanıyor. Bir Potterhead. Yazmak, Harry Potter sayesinde bir tutku haline geldi. Ruhu tamamen bir Hufflepuff!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir