”Kör Olduğunu Sandım, Beni Böyle Kandırdı!”; Ölüm Defteri | Kitap İncelemesi

Overall
4.7
  • Kitaba Verdiğim Puan
Sending
User Review
0% (0 votes)

Konusu

Beş aydır sokaklarda yaşayan 16 yaşındaki Linus bir akşam yardım etmek istediği bir adam tarafından ilaçla uyutulup kaçırılır. Kendine geldiğinde bütün odalarına kameralar yerleştirilmiş olan beton bir binada tek başınadır. Günler geçtikçe, onun gibi kaçırılan yeni insanlar gelir. Önce küçük bir kız, sonra genç bir kadın, sonra bir adam, sonra bir adam daha… Her birinin odasına birer defter ve kalem bırakılmıştır. Elinizdeki kitap Linus Weems’in ölüm defteridir.

  • Kitabın Günümüz Yayınevi: Go Kitap!
    Orijinal Adı: The Bunker Diary
    Kitabın Yazarı:
     Kevin Brooks
    Kitabın İlk Basım Tarihi: 2017
    Sayfa Sayısı: 297
    Kategori: Genç-Yetişkin Gerilim Kurgu

Kitabın kapağında yazan, başlığa da iliştirdiğim yazı kitaba dair ilgiyi daha çok artırıyor. Ben de kitabı hem Go kitaptan çıktığı için almıştım, en çok da bu yazı sayesinde okumak istemiştim. Kitap bir çırpıda oturup okunacak türde. Hem merak uyandıcı hem ilgi çekici hem de bir an önce sonunu merak ettiriyor. Kitabı okuduğum süre boyunca bir şekilde her şeyin düzeleceğini, o adamın ortaya çıkıp tüm bunları tamamen şakadan ibaret olduğunu söyleyeceğini düşünmedim desem yalan olur. Kesinlikle böyle bir beklemeyin, eğer hassas olduğunuzu, her şeyden çabuk etkilendiğinizi düşünüyorsanız, kitabı okumak için iki kere düşünün derim. Ben etkilenmem diyen insan bile sonunda mutlaka etkilenecektir, ki ben öyle diyordum. Ne yalan söyleyeyim kitaplar çoğu zaman filmler gibi etkili olmuyor, tabii konusu ve detaylar açısından muazzam, her şekilde ilk önce kitabının okunması taraftarıyım, ama bazı etkilenme konusunda filmlerin daha başarılı olduğunu düşünen taraftayım.

Örneğin, benim 2018 senesinin favori filmim, keza onunla birlikte kitabım da, Adınla Çağır Beni. Kitabını kısa bir sürede bitirmiş, çok beğenmiştim, ama filmi çıkıp izlediğimde inanın aylarca etkisinden kurtulamadım, ki filmini Mart ayında izlememe rağmen, aradan aylar geçmiş, hala izlediğimde hissettiğim duyguları sezebiliyorum. Demek istediğim, bazı yerlerde filmin tadı gerçekten de hissedilir dereceye geliyor. Film izlemesini, keza kitap okumasını çok seven birisi olarak her iki şekilde de aynı tadı alabilmek çok güzel bir duygu. Beğendiğim filmlerin, daha önce okuduğum kitapları olduğunda filmden sonra yeniden kitabı okumayı seviyorum, o zaman daha derin duygular içerisine girmemi sağlıyor, size de öyle olabilir, ama bu her eser için aynı duyguyu yaratmıyor. Umarım ileride bu kitabın da filmi çıkar, kitabına uygun bir senaryo yazıldığında eminim çok daha fazla ilgi çekecektir.

Kısaca konusundan bahsetmek istiyorum. Zaten, arka kapak yazısında da kitabın neden bahsettiği az çok anlatılıyor, bu da insanı yine meraklandırıyor, kitap beni al diye bağırıyor. 🙂

Beş aydır sokaklarda yaşayan 16 yaşındaki Linus bir akşam yardım etmek istediği bir adam tarafından ilaçla uyutulup kaçırılır. Kendine geldiğinde bütün odalarına kameralar yerleştirilmiş olan beton bir binada tek başınadır. Günler geçtikçe, onun gibi kaçırılan yeni insanlar gelir. Önce küçük bir kız, sonra genç bir kadın, sonra bir adam, sonra bir adam daha… Her birinin odasına birer defter ve kalem bırakılmıştır. Elinizdeki kitap Linus Weems’in ölüm defteridir.

Yukarıda okuduğunuz arka kapak yazısı gerçekten de ilgi uyandırıyor. Kitap boyunca Linus adındaki gencin, odasında kendisine verilen defterine yazdığı notları okuyoruz, bu da okuyucuyu gerilim ta kendisi yapmayı başarıyor. Yazar gerçekten de bu konuda oldukça ustaca detaylara girmiş. Az önce filminin olmasını istemiştim, ama kitap zaten okunmaya başlandığı andan itibaren bir film tadında ilerliyor, ister istemez kelimeler gözlerinizin önünde hızla canlanıyor, hatta hareket ediyor. Eğer filmini yapacaklarsa da, kitabına tamamen sadık kalınarak yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bakalım hayat neler gösterecek.

Sayfalar ilerledikçe bir süre sonra biri çocuk olmak üzere dört kişi tıpkı Linus gibi kaçırılıyor ve gizli kameralarla dolu binaya hapsediliyorlar. İlk başta başlarına gelenleri anlamaya çalışıyorlar, neler olduğunu çözmeye çalışıyorlar, ama her geçen gün onlar için biraz daha çekilmez bir hal alıyor.

Yazımı burada sonlandırmak istiyorum. Eğer daha fazla ileriye gidersem spoiler verebilirim ve kitabı henüz okumamış olanların keyfini kaçırmak istemiyorum. Okumanızı şiddetle tavsiye ettiğim bir kitap, inanın pişman olmayacaksınız. Eğer aranızda okuyanlarınız varsa da bana sağ taraftaki sosyal medya hesaplarımdan istediğiniz zaman ulaşabilirsiniz, her konu hakkında konuşabiliriz. 🙂

Keyifli okumalar. ♥

Author: İrem

Kendi halinde bir yazar. İzlediği filmler, diziler ve okuduğu kitaplar hakkında yorum yapmayı seven bir kız. Burada yazdıklarını okuyan kişiler mutlu olursa kendisi çok daha mutlu olan birisi. Özel bir şirkette çalışıyor, fakat ruhuna dair alanlara yönelmek için bu siteyi açtı, sizlerin sayesinde başarılı olacağına inanıyor. Bir Potterhead. Yazmak, Harry Potter sayesinde bir tutku haline geldi. Ruhu tamamen bir Hufflepuff!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir