Merilands

Filmler, Diziler ve Kitaplar Hakkında Bilgi Sahibi Olmak İsterseniz Doğru Adrestesiniz.

Eğer Bir Kez Could Mountain’e Giydiyseniz, Oradan Çıkış Yoktur; Yeşil Yol | Kitap İncelemesi

Overall
5
  • Kitap İncelemesi
Sending
User Review
0% (0 votes)

Konusu

Acımasız, katillerin bulunduğu Could Mountain hapishanesinin E bloğuna hoş geldiniz. Buradaki mahkumlar ‘Yaşlı Sparky’ diye bilinen elektrikli sandalye için sıralarını beklerlerdi. Hapishane gardiyanlarından Paul Edgecombe için bütün katiller aynıydı. Ta ki John Coffey adındaki mahkumla tanışıncaya dek. Dev cüsseli, çocuk kalpli bu adam Edgecombe’un hayatını değiştirecekti.

  • Kitabın Günümüz Yayınevi: Altın Kitaplar
    Kitabın Yazarı: Stephen King
    Kitabın İlk Basım Tarihi: 1996
    Orijinal Adı: The Green Mile
    Sayfa Sayısı: 400
    Kategorisi: Dram

Stephen King’in ilk olarak 1996 yılında yayımladığı Yeşil Yol (The Green Mile) kitabını tüm kitap severler elbet duymuştur diye düşünüyorum. Duymayanlarınız varsa da, aradan üç yıl sonra aynı isimle filminin çıkmasıyla, tıpkı kitabındaki efsane başarıyı yakalaması bir olmuştur. Filmini daha önce izlediğimi düşünüyordum, ama inanın bana hiç de izlememişim. Kitabı henüz bitirdim ve Stephen King kesinlikle harikalar yaratmış. Yazımın başından beri söyleyeceklerim hakkında kafamda toparlamalar yapıyorum, ama yine doğru düzgün anlatamayacağımı düşünüyorum. Yeşil Yol, gerek kurgu gerekse anlatım bakımından o kadar muhteşem bir yapıya sahip ki, insanların değişmesine neden olabilecek kitaplardan kesinlikle birisi. Kitabını bitirdim, filmini de kesinlikle tekrardan izleyip onun hakkında da ayrı bir yorum yapacağım. Genel de bundan kaçınırım, ama bu sefer kitap ve film incelemesini ard arda gerçekleştireceğim.

Nedense, King kitaplarının her birinde garip bir atmosferinin olduğunu düşünüyorum. Kitaplarının çoğu 500 sayfanın üzerinde ve karakterler o kadar iyi oturtulmuş ki okuyucu hem neler olacağını öğrenmek için hızla sayfaları geçmek istiyor hem de garip bir şekilde kitabın hiç bitmemesini istiyor. İnanın bana ben bu kitapta bunu anladım. Bir dakika hızlıca okuyup, filminde bazı konuları görmeme rağmen, meraktan bir an önce bitmesini istedim, diğer yandan da King’in büyüsünden hiçbir zaman kurtulmamak istedim. Çok garip bir duygu. O yarattığı karakterler o kadar gerçekçi ve içten ki her defasında onu idol aldığım için mutluluğumu hissedebiliyorum. Aynı zamanda da inanılmaz derece de gıptayla bakıyorum. İleride ben de onun gibi yazabilmek istiyorum.

Kitap, 1932’de, Could Mountain Hapishanesi’nin E Koğuşunda geçiyor. Paul Edgecomb adında bir hapishane görevlisinin hayatı, John Coffey adında yarı dev bir mahkumun hapishane hücrelerinden birine giriş yaptığında beklenmedik bir şekilde değişecektir. Paul ve arkadaşları, (Harry, Brutal ve Dean, tabii ki Percy’den bahsetmek istemiyorum!) bulunduğu hapishanenin E Koğuşunda ‘Yaşlı Sparky’ adı verilen elektrikli sandalyeye oturmak için sıra bekleyen mahkumları takip ederler ve sandalyenin olduğu bölüme, yeşil kaplı marleylerin üzerinden geçilerek gidilir. Hapishane görevlileri içerisinde, buraya gelen mahkumların hepsinin idam cezalarını hak ettiği görülmektedir. Öyle ki tüm mahkumlar neredeyse ya acımasız bir şekilde çocuk katilidir ya da insanları öldürmüş olup, elektrikle idama mahkum edilmişlerdir. Bir gün, iki küçük kız çocuğunun öldürülmesi ile suçlanan, iri yarı John Coffey adında mahkum E Koğuşa gelir.

O günden sonra Paul Edgecomb kendisinde ve onda olan büyük değişikliği fark edecektir. Bu iri yarı adamın zaman içerisinde cüssesine nazaran karanlıktan korktuğunu, her zaman, hücresinde otururken hıçkırıklar içerisinde ağlayarak günü sürdürdüğünü görecektir. Bir de en büyük bir sırrı vardır, o da elleriyle tam anlamıyla Tanrı’nın mucizelerini yaratabilmesidir.

Açıkçası daha fazla bir şeyler söyleyip de spoiler vermek istemiyorum. Bu zamandan sonra ne söylersem büyüsü bozulacakmış gibi hissediyorum. Altın kitapların yeni kapağından da bahsetmeden geçmek istemiyorum. Film baskısından çok, bu kapak kesinlikle muhteşem olmuş, çok etkileyici. Şimdi düşündüm de, az önce filminden de bahsedeceğimi söylemiştim, ama eğer filminden bahsedersem sanırım spoiler vermekten kaçınmam, belki de yeniden izlesem dahi filminden bahsetmem çünkü filmi neredeyse aynı derece de kitapla aynı ilerliyor ve bu benim açımdan harika bir şey. Film, üç koca saat boyunca ilerliyor ve her şeyiyle harikalar yaratıyor. Kitapta, Paul Edgecomb’un olayları yıllar sonra, yaşlandıktan sonra huzur evinde yazmasıyla başlıyor. Film de oradan başlıyor, fakat Paul tüm yaşadıklarını, arkadaşı Elanie’ye anlatarak devam ediyor. Kitapta ise Elanie tüm bunları Paul’un yazdıklarında okuyor. Kitapta olanları Paul’un flashback dönüşleri gibi yazdıklarında okuyabilmemiz anlatıma fazlasıyla derinlik katıyor. Sanırım bu yüzden kitabı çok sevdim. Filmi yeniden izlediğimde de etkileneceğime eminim.

John Coffey’nin başına gelenler kesinlikle herkesin yüreğini sızlatacak şeyler. Özellikle de Paul ile olan diyalogları her şeyiyle yürek burkuyordu. Hatta John Coffey’nin söylediği her söz garip derece de insanın yüreğini burkuyordu. Hem ırkçılıktan hem sevgiden hem de adaletsizlikten öyle güzel bahsedilmiş ki yıllar geçmesine rağmen hala bazı zamanlar, dünya da aynı rahatsız edici konular görülse de John Coffey’nin ölmeden önce her şeyi anlattığı sözleri insanın ne kadar zaman geçerse geçsin hiçbir zaman değişmeyecek sözler.

Ah, ayrıca etkilendiğim alıntılara geçmeden önce, o fare Bay Jingles ne harikaydı öyle. Sanırım, kitabın birinci kısmı tamamen fare ikinci kısmı da John Coffey. Gerçekten de muhteşem bir kurgu, okumayanlar hemen okusun bence, fazlasıyla şey kaçırıyorlar.

Keyifli okumalar şimdiden. ♥

       Alıntılar;

🍃 ”Onları sevgileriyle öldürdü,” dedi John. ”Birbirlerine olan sevgileriyle. Nasıl olduğunu anlıyor musun?”
Başımı salladım konuşamıyordum.
Gülümsedi. Gözleri yine akıyordu, ama gülümsedi. ”Dünyanın her yanında.” Sonra yatıp yüzünü duvara döndü.

🍃 İşte böyle, diye düşündüm. Her gün. Dünyanın her yerinde. O karanlık. Dünyanın her yerinde.

🍃 Hala oradalar, çığlıklarını duyabiliyorum.

🍃 “Yoruldum, patron. Yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum.”

🍃 ”Işıkları örtme patron, ben karanlıktan korkarım.”

Next Post

Previous Post

Leave a Reply

© 2019 Merilands

Theme by Anders Norén