”Bunu Bütün Gün Yapabilirim!” Kaptan Amerika: İlk Yenilmez | Film İncelemesi

Merhaba arkadaşlar, filmin incelemesine geçmeden önce kısa bir açıklamada bulunacağım. Yeni bir seriye başlıyorum. Aslında bir seri değil de, yapabilirsem eğer ki haftada bir ya da ayda bir Marvel filmlerini izlenme sırasıyla izleyip filmlerinin incelemesini yapacağım. Bugün de, 2011 yılında çıkan, sıranın ilk filmi ve benim de hayranlıkla izlediğim Kaptan Amerika – İlk Yenilmez’i yapacağım ve bu incelemeleri spoiler içerecek bir şekilde yapacağım. İlk önce spoiler içermeden kısa bir şekilde tanıtacağım, sonrasında uyarıda bulunarak spoilerlı incelemeye geçeceğim. O halde başlayabiliriz. 🙂

Filmin Puanı: 6,9
Yapım Tarihi: 2011
Orijinal İsmi: Captan Amerika – The First Avengers
Süresi: 2 saat 4 dakika
Oyuncu Kadrosu:
*Steve Rogers (Kaptan Amerika) – Chris Evans
*James (Bucky) Barnes – Sebastian Stan
*Ajan Peggy Carter – Hayley Atwell
*Howard Stark – Dominic Cooper
*Johann Schmidt / Red Skull – Hugo Weaving
*Dr. Abraham Erskine – Stanley Tucci
*Nick Fury – Samuel L. Jackson
*Albay Philps – Tommy Lee Jones

Spoiler İçermeyen Kısa Tanıtımı

Kaptan Amerika – İlk Yenilmez de, Brooklyn’li Steve Grant Rogers’ın İkinci Dünya Savaşı’nda, orduya gönüllü olarak katılmak isteyip de çeşitli rahatsızlıkları sebebiyle katılamamasını izliyoruz. Sonrasında, Stratejik Bilim Kurumu’nu temsil eden Dr. Abraham Erskine’ın ‘’Süper Asker’’ projesine katılır ve orduya seçilerek Dr. Abraham’ın özel serumuyla süper askere dönüşür. Artık Steve Rogers, cesareti, özgüveni ve kalbiyle son derece başarılı Amerika’nın simgesi Kaptan Amerika konumuna gelmiştir.

Spoiler İçeren Film İncelemesi

‘’Bunu bütün gün yapabilirim!’’

Film ilk olarak, 2011 yılında, iki görevlinin karla kaplı bir bölgede Kaptan Amerika’nın kalkanını bir uçağın içerisinde bulmasıyla başlıyor. Sonrasında 70 yıl öncesine, Mart 1942 yılına, Norveç’in Tonsberg bölgesine, İkinci Dünya Savaşı’nın yaşandığı yıllara giriyoruz ve Hydra’nın başkanı Johann Schmidt’in kozmik küpü yani Odin’in Tesseract’ını, bilgeliğin ve kaderin simgesi olarak bilinen Yggdrasil adındaki Dünya Ağacı’nın simgesinin kazındığı gizli bölmeden çalıyor. (Filmin ilerleyen dakikalarında, Johann Schmidt’in Dr. Abraham Erskine’ın süper asker serumunun hazır olmadığı bir zamanda kullanarak kötü bir şekilde Red Skull’a yani Kızıl Kurukafa’ya dönüşmüştür.)

New York 1943 yılına gidiyoruz ve Brooklyn’li çelimsiz Steve Rogers’ı İkinci Dünya Savaşı’nda orduya katılmak için başvuruda bulunurken görüyoruz. Steve, birçok rahatsızlığı yüzünden bu yaptığı başvuruda da çürük raporu alıyor ve çok istediği orduya bir kez daha katılamamanın verdiği üzüntüyle oradan ayrılıyor. Steve’in babası, savaşta 107. Piyade alayında, hardal gazı sebebiyle, annesi de verem koğuşunda hemşireyken hastalık kapması sonucunda ölmüştür.

Ülkesine yardımcı olmak Steve için oldukça önemlidir. Yalan beyan vermenin suç olduğunu bilse de beş kez farklı şehirlere gidip başvuru yaptıktan sonra yine de muayeneyi geçememiştir. En yakın dostu James Barnes (Bucky) ise Steve’in istediği 107. Alay’a atanmış, ertesi gün İngiltere’ye gidecektir.

Bucky: ‘’Ben dönene kadar aptalca bir şey yapma.’’
Steve: ‘’Nasıl yapabilirim? Tüm aptallıklar sende.’’

Steve Bucky’nin son gecesi şerefine dışarıya çıkarken, o gece, son kez de olsa pes etmez ve yeniden başvuruda bulunur. Bu sırada yapmak istediğini Bucky’e söylerken Stratejik Bilim Kurumu’nu temsil eden Dr. Abraham Erskine, Steve ve Bucky’nin konuşmalarına kulak misafiri olur, onun cesaretinden etkilenir.

Muayene sırasında Dr. Erskine Steve’in yanına gelir ve onunla konuşur. Onun denemelerini biliyordur ve bu durumdan etkilenmiştir. Aynı şekilde Steve’in sözleri de onu oldukça etkileyecektir.

Dr. Erskine: ‘’Nazi öldürmek istiyor musun?’’
Steve: ‘’Kimseyi öldürmek istemiyorum. Zorbalardan hoşlanmam. Nereli oldukları umurumda değil.’’

Steve’in de kabulüyle orduya katılır ve bu sayede Dr. Abraham süper asker için onu seçecektir. Burada ona yardımcı olanlar arasında Howard Stark ve Ajan Peggy Carter’da yer alacaktır. Steve, süper asker serumuna layık olmadan önce orduda bir süre eğitim görerek rüştünü ispat etmeye çalışır. Görüntüsünün aksine oldukça zeki ve cesaretlidir. Bu da Dr. Abraham’ın gözünde onu daha iyi bir yere taşıyacaktır.

O sırada Hydra’nın başkanı Johann Schmidt, Dr. Arnim Zola’nın yardımıyla Tesseract’ı kontrolü altına alarak dünyayı tamamen değiştirmeyi planlamaktadır. Johann Schmidt, bir süre önce, Dr. Abraham Erskine’in üstün insan formülünün farkına varmış ve onunla iletişime geçmiştir, ama Dr. Abraham bunu kabul etmemiştir, aynı zamanda da formül hazır değildir. Fakat Johann Schmidt, Dr.’dan serumu zorla alarak kendisine enjekte etmiştir ve serum hazır olmadığı için korkunç etkileri olmuştur. Johann Schmidt, Red Skull’a yani Kızıl Kurukafa’ya dönüşmüştür.

Dr. Abraham’ın ‘’Süper İnsan’’ serumunun etkileri insanın içindekileri geliştirmesidir. Yani, iyilik yücelik olurken kötülük de tam tersi daha kötü bir hal alıyor. Steve’in iyi niyeti, fedakârlığı, dürüstlüğü, adaleti ve cesareti onu ‘’Süper İnsan’’ serumuna daha layık bir insan yapmaya itmiştir.

Dr. Erskine: ‘’Çünkü hayatı boyunca güçlü olan biri, güce saygısını yitirebilir. Ancak zayıf bir insan, gücün değerini bilir. Ve dahası, merhameti bilir.’’

Bu sırada Johann Schmidt, Dr. Abraham’ın serumunu geliştirdiğini öğrenir ve onun yerini tespit eder. Steve’i güçlendirme sırasında içeriye bir Hydra Ajanı sızdırır ve işlem gerçekleştikten sonra Dr. Abraham’a herkesin gözü önünde suikast düzenir.

Johann Schmidt: ‘’Serumu, müttefiklerin bizim gücümüze karşı tek savunması. Serumu onlardan alırsak zaferimiz kesindir.’’

Dr. Abraham, Steve’in gözleri önünde ölürken Steve, serumu çalan adamın peşinden giderek onun serumu almasını engeller, artık Steve’in çok daha başka bir amacı vardır. Adam, Hydra’nın sloganını söyleyerek dişinde bulunan zehirle intihar eder. Slogan, ‘Bir kafayı kesersen yerine iki tane çıkar.’

Johann Schmidt serumu elde edemez, ama amacı hala bellidir. Hitlerden başka bir lider olduğunu kanıtlamak için Red Skull kimliğine bürünecek, Tesseract’ın gücütle hâkimiyetini ortaya koyacaktır.

Ajan Carter ve Howard Stark, Hydra’yı yenmek için harekete geçerek Londra’ya giderler. Steve’de Schmidt’in peşinden gitmek ister, ama Albay Philps buna izin vermez. Onun hala yetersiz olduğu kanısındadır. Hiçbir şey yapmadan öylece durmasını ister, ama Steve savaşamasa da terfi ederek Amerika’nın yüzü halini alır. Artık o Steve Rogers değildir, O, Kaptan Amerika’dır.

Amerikan kahramanı olarak bir slogan halini alır ve kısa sürede, şovlarıyla, filmleriyle herkes onu konuşmaya başlar. Çizgi romanlarda, savaşlarda, Amerika’nın simgesi halini almıştır. Fakat Steve yine de amacına ulaşamadığını düşünür. Gerçek savaşta insanlar savaşırken o tayt giymiş bir adam olarak filmlerde, şovlarda boy göstermektedir. Hayal ettiği bu değildir ve bu durum canını sıkmaya başlamıştır. Ajan Carter, her zaman olduğu gibi, Steve’e umut olur ve onu sirk gösterisinden alarak gerçek bir savaşa taşır. Hydra’nın savaşına…

Steve, Ajan Carter’dan Azzona’da gerçekleşen savaşta 107. Alay’ında içinde bulunduğu askerlerin çoğunun öldürüldüğünü çoğunun da kaçırıldığını öğrenir. Bucky’de bu taburdadır ve ölüp ölmediğini bilmeden ona ve diğerlerine yardım etmek için harekete geçer.

Ajan Carter ve Howard Stark’ın yardımıyla, vakit kaybetmeden iki dağ arasındaki Krausberg’de Hydra kampına gidip askerleri kurtarır. Bucky ölmemiştir. Oradan bir sürü askerleri kurtardıktan sonra, Amerika’nın simgesi Kaptan Amerika olarak artık saygı görmeye başlayacaktır.

Hızla savaş hareketlerine başlarlar. Kaptan Amerika vibranyumdan yapılma, Howard Stark’ın yaptığı ilk kalkanını alacaktır. Hydra boş durmuyordur ve Kaptan Amerika öncülüğünde savaş için yeniden gönüllü olurlar. Bölgeleri teker teker temizlerler. Bu çatışmalarda, Dr. Zola’yı yakalama sırasında Kaptan, dostu Bucky’i kaybeder ve trenden düşmesiyle onun öldüğünü düşünür.

Red Skull’da bu sırada kendisini Tanrı konumuna koyarak dünyanın yarısını yok etmekle tehdit etmektedir. Tesseract sayesinde nükleer silahlar yapmaktadır. Kaptan Amerika’nın yas tutacak vakti yoktur, onu durdurmalıdır. Kaptan, ordusuyla birlikte Alplere gider. Red Skull, nükleer bomba dolu uçağıyla harekete geçerken Kaptan’da onu durdurmak için peşinden gider. Burada Ajan Carter’a son öpücüğünü verecektir.

Kaptan, uçakta Red Skull’a yaptığı mücadelede onu yenilgiye uğratır. Red Skull, çaresizlik içinde Tesseract’a dokunur. Gücünü almak ister, ama işler ters gidecektir. Red Skull, Tesseract’a dokunduğu anda beklemediği bir portal açar ve ışınlanır. (Burada, Infinity War filminde, Red Skull’un Vormir gezegenine ışınlandığını öğreneceğiz. Aradan geçen yedi sene sonra. :))

Kaptan, Red Skull’ı yendikten sonra New York şehrine hedef almış bombaları durdurmalıdır ve uçakta ondan başka kimse kalmamıştır. Kendisini feda etmekten başka çaresi yoktur. Yapmak zorunda olduğu şey karşısında dehşete düşse de Peggy’le telsizde vedalaşırlar. Dans edeceklerine dair hüzünlü bir randevuda bulunurlar, ama ne yazık ki o randevu hiçbir zaman gerçekleşmez. Kaptan, uçakla birlikte kendisini denize bırakır.

Ardından filmin başındaki sahneye geri dönüyoruz ve S.H.I.E.L.D. adlı istihbarat örgütünün yöneticisi Nick Fury sayesinde Kaptan’ın 70 yıl boyunca buzda kaldığını öğreniyoruz ve bu sayede ilk Avengers doğmuştur. After Credit sahnesinde de, Nick Fury’nin Kaptan Amerika’ya söylediği senden dünyada bir tane yok demesiyle, Avengers’ın ilk filminin doğuşunu da simgelemiş oluyor.

Kaptan’ın bunu öğrendiğindeki repliği, gerçekten de filmin en üzücü kısmı.

Steve: ‘’Bir randevum vardı.’’

<3

Küçük Notlar: Filmdeki Tesseract’ın içinde, Sonsuzluk Taşları’ndan birisi olan uzay taşı mevcut. Normalde bunu ilk Avengers filminde göreceğiz. Tesseract’ın gücünü Red Skull’ı ışınladığında görmüş olduk. Tabii dediğim gibi bunları ilk izlediğimizde bilemiyoruz. Zamanla her şey oturuyor. Aynı şekilde, az önce belirttiğim yerde de, Kaptan Amerika’nın ezeli düşmanı haline gelen Red Skull’ın da Vormir Gezegeni’ne ışınlandığını Infinity War’un ilk filminde öğreneceğiz.

Author: İrem

Kendi halinde bir yazar. İzlediği filmler, diziler ve okuduğu kitaplar hakkında yorum yapmayı seven bir kız. Burada yazdıklarını okuyan kişiler mutlu olursa kendisi çok daha mutlu olan birisi. Özel bir şirkette çalışıyor, fakat ruhuna dair alanlara yönelmek için bu siteyi açtı, sizlerin sayesinde başarılı olacağına inanıyor. Bir Potterhead. Yazmak, Harry Potter sayesinde bir tutku haline geldi. Ruhu tamamen bir Hufflepuff!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir