Başarmak İçin İnanmaktan Asla Vazgeçme; Whiplash | Film İncelemesi

Overall
5
  • Filme Verdiğim Puan
Sending
User Review
0% (0 votes)

Konusu

Gelecek vaat eden, genç bir davul öğrencisi olan Andrew, yaptığı şeyde en iyisi olmayı ister ve zorlu bir konservatuar sınavına hazırlanır. Bu dönemde ünlü müzisyenlerden birinden ders almaya karar verir. Fakat başarısı kadar acımasızlığı ile de ün yapmış bir caz duayeni olan Terence Fletcher, Andrew’u kapasitesinin sonuna kadar kullanmadan rahat bırakmayacaktır. Şimdi önünde sadece mesleki bir test değil, psikolojik bir sınav da vardır.

  • Çıkış Tarihi: 2014
    Ülke: ABD
    Orjinal Adı: Whiplash
    Yönetmeni:  Damien Chazelle
    Süresi: 1 saat 47 dakika
    Kategorisi: Drama/Müzik
    IMDb Puanı: 8,5

Nasılsınız? Umarım düşündüğümden de çok eğleniyorsunuzdur. Eğer bir yere gitmeyip sadece evde vakit geçiriyorsanız da üzülmeyin, çünkü insanın her ne olursa olsun kendi evinde daha rahat edebildiğini düşünüyorum. Elbette herkes, yaz aylarında, deniz manzarası eşliğinde uyanmak, uykusunu açabilmek için tertemiz denize atlayıp yüzmek ve ardından mis gibi kahvaltısını yapmak ister. Ama bazen insanın düşündükleri gerçekler duvarına çarparak aslında hiçbir şeyin hayallerinde ki gibi olmadığını görmesini sağlıyor. Elbette bu durum sizi üzmemeli. Belki tatil yapmayıp çalışıyorsunuzdur, belki de tatilinizi sadece evinizde geçiriyorsunuzdur, ama insan başına kötü bir şey gelmeyince elindeki fırsatların kıymetini ne yazık ki anlayamıyor. Size bu söylediklerim uygulaması zor şeyler olarak geliyor, biliyorum, ama inanın değil. Aslında şükredilmesi gereken o kadar çok detay var ki.

Ölüm denen soğuk rüzgar, kapılarınızı arşınlamadan önce mutsuz olduğunuz detayları bir düşünün, daha sonra gülümsemeye çalışın. Hayatınızdaki güzel anıları hatırladığınızda, aslında hiçbir şeyin üzülmeye değmediğini anlayacaksınız. Sadece, bunu anlamak için geç kalmayın lütfen. Her şeyden zevk almaya çalışın. Özellikle de çalışmayıp, evde geçirdiğiniz günlerden. İnanın şuan çok kötü hissediyor olabilirsiniz, o hisleriniz de geçecek, ama sadece mutluluğa odaklandığınız da hayatın çok daha iyi yönlerini görebileceğinize inanıyorum. O zaman, o kötü günler er ya da geç kapınızı çaldığında, bazen kapı çalmadan da girebiliyor ne yazık ki, üstesinden gelebilmeniz, kolay olmasa da kolaylaşacaktır. Demem o ki, mutsuz hissetmeyin, sadece mutlu düşünün ve mutluluk size gelmezse ona doğru koşun, o zaman sizden kaçamayacaktır.

*

Bu küçük moral konuşmasından sonra incelemeye dönmek istiyorum.

Bugün, harika bir film ile karşınızdayım. Whiplash! Gerçekten de, filmi dört sene önce izlediğime inanamıyorum. Bu kadar zaman geçmesi bile açıkçası korkutucu. Henüz dün izlemiş gibi hissediyorum ve yaklaşık dört sene önce izlememe rağmen Titanic’ten sonra beni etkileyebilen bir film oldu Whiplash. Nedensiz yere bu kadar zaman önce izlediğim birçok film var, ama çoğunun nasıl olduğunu hatırlayamıyorum bile, yorumunu yapmadan önce bir kez daha izlemem gerekiyordu, Whiplash ise bir kere izlememe rağmen şaşırtıcı ama hissettirdikleri hala taze.

Whiplash’da beni etkileyen şey, su götürmez bir gerçek olan oyunculuk performansları. Kesinlikle her iki tarafta oyunculuk açısından hissettirdikleri ve kurguyu aktarış bakımından sonsuz güce sahip. Zaten arama motoruna Whiplash yazdığınızda, baş karakterden ziyade yardımcı karakter olan J. K. Simmons’ın bütün ödülleri silip süpürdüğünü göreceksiniz. 2015 yılı kesinlikle onun yılı olmuş. Özellikle film de en iyi kurgu alında Oscar’ı kazandığında, her şeyiyle harika bir yapım olduğu gözlerden kaçmayan bir gerçek. Yazımı yazarken uzun bir aradan sonra yeniden izleme ihtiyacı hissettim kendimde. Zaten yeniden izlersem eğer düşüncelerimde bir değişiklik olacağını sanmıyorum, aksine çok daha yoğun duygularla incelememi yapmaya devam edebilirim, buna da gerek yok diye düşünüyorum. Çünkü garip, ama duygularım filme ya da kitaba dair ne kadar yoğun olursa, inceleme o kadar çıkmaza sürüklenecek ve hiçbir zaman kendi düşüncelerimi durduramayacakmışım gibi hissediyorum. Şuan olduğu gibi. 🙂

Bu yüzden düşüncelerimi yarıda kesip filmin konusundan bahsetmek istiyorum. Eğer yazımın burasına kadar geldiyseniz ve filme dair sempati hissettiyseniz gerisini okumadan hızla filmi izlemeye gidebilirsiniz. Çoğu yazılarımda spoiler vermeyi sevmediğim için burada da öyle bir şey yapmayacağım, ama filmin konusu bilmeseniz de izlediğinizde kolaylıkla anlayabileceğiniz bir yapıya sahip.

Whiplash’ın öncelikle nasıl akıllara geldiğini söylemek istiyorum. Araştırmalarıma göre, Whiplash, yönetmeni 33 yaşındaki Damien Chazelle tarafından Princeton High School’un stüdyo grubundaki anılarından yola çıkılarak yazılmıştır. İlk önce kısa bir film olarak çıkmış olsa da, sonradan, Damien Chazelle filmi yeniden yazmış ve yönetmiştir. Açıkçası bu bilgiyi yeni öğreniyorum ve Damien, gerçekten de filmde görüldüğü gibi eziyetlere maruz kaldıysa kesinlikle hassas kalpler için dayanılması zor bir öğrenme dönemine maruz kalmış. Filmin, bir nevi gerçek hayattan esinlenilerek yazılması, iyi bir müzisyenin gerçekten de hiç kolay yetişmediğini gözler önüne seriyor.

Whiplash, küçük yaşlardan beri bateri çalmayı bir tutku haline getiren 19 yaşındaki Andrew Neiman’ın hayatını anlatıyor. Andrew, artık bateriyi sıradan bir müzik aletiymiş gibi çalmak yerine onu profesyonel bir şekilde çalmak ister. Bu yüzden de, kendi dalında uzmanlanmış olan öğrencilerin gittiği ve ülkenin en iyi müzik okulu olarak bilinen yer, Shcarffer Konservatuarı’na girer. Henüz genç olmasına rağmen bateriye sonsuz gönlünü vermiştir. Derslerinden arta kalan tüm zamanlarında var gücüyle çalışmaya başlar. Bir gün Andrew, okulun hem yetenekli hem de son derece disiplinli hocası Terence Fletcher’ın dikkatini çeker ve Terence, onu okulun en parlak öğrencilerinin seçildiği ve sürekli olarak yarışmalara hazırlanan grup, studio band’e seçer.  Terence, son derece yetenekli olsa da aynı zamanda da aşırı derece de acımasızdır. Öğrencilerinin iyi olması için onlara baskı uygulamaktan asla çekinmez. Andrew’ın hayatla ve bateri ile olan sınavı artık son nefesini verinceye kadar başlamış olur.

Film hiç tahmin edilemeyen yerlere geliyor. O kadar duygu yüklü ve gerçekten acımasız ki, insanların filmi rahat izleyebileceklerini düşünmüyorum. Sonu da kesinlikle tatmin edici. 1 saat 47 dakika boyunca tıpkı Andrew gibi baskılara karşı geliyor, onun hissettiklerinizi yaşıyorsunuz. Sonunda ise tıpkı onun gibi huzura eriyorsunuz. Mutlaka izlemeniz gereken bir film. Eğer izlemediyseniz daha fazla gecikmeyin derim. Bu yazımdan sonra hemen koşun ve izlemeye oturun, pişman olmayacaksınız.

Keyifli seyirler. 🙂

Author: İrem

Kendi halinde bir yazar. İzlediği filmler, diziler ve okuduğu kitaplar hakkında yorum yapmayı seven bir kız. Burada yazdıklarını okuyan kişiler mutlu olursa kendisi çok daha mutlu olan birisi. Özel bir şirkette çalışıyor, fakat ruhuna dair alanlara yönelmek için bu siteyi açtı, sizlerin sayesinde başarılı olacağına inanıyor. Bir Potterhead. Yazmak, Harry Potter sayesinde bir tutku haline geldi. Ruhu tamamen bir Hufflepuff!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir