Babalar, Alınlarımıza Yazılmış Yalnızlıklardır; Kuşlar Yasına Gider | Kitap İncelemesi

Overall
5
  • Kitaba Verdiğim Puan
Sending
User Review
0% (0 votes)

Konusu

Kitap, Ankara’dan başlayarak Denizli’deki bir kasabada sürüyor. Anlatıcı da bir yazar, aynı zamanda evli ve bir kızı var. Bir gün, yazmak için masanın başına oturduğunda tıkandığını hissediyor ve o an Denizli’deki annesinden bir telefon alıyor. Babasının Ankara’ya geldiğini söylüyor. Babası, 80 yaşında, yıllar boyunca tır şoförlüğü yapmış ve talihsiz bir kaza sonucu bacağını kaybederek protez bacakla yaşamaya mecbur kalmış. O andan sonra karakterimizin macerası, farkında olmadan hayatını değiştirecek detaylarla sürükleniyor.

  • Kitabın Günümüz Yayınevi: Everest Yayınları
    Kitabın Yazarı: Hasan Ali Toptaş
    Kitabın İlk Basım Tarihi: 2016
    Sayfa Sayısı: 250
    Kategorisi: Dram/Aile

Yine, bir kitap hakkında hangi cümleleri söylemeliyim de düşüncelerimi düzgün bir şekilde yansıtabilmeliyim sorunu içerisindeyim. Sanırım, ilk önce kitaba dair duyduğum hislerden bahsetmem çok daha doğru olacak.

Daha önce Hasan Ali Toptaş’ın romanlarını okumamıştım. Bazı kitapların zamanı geldiğinde okunması gerektiği taraftarında olduğum için, ruh olacak kurgularına uygun hissetmemiştim kendimi. Sürekli olarak bir çekincelik, bir uzak durma çabasındaydım. Sizde de oluyor mu bilmiyorum, ama bir gün kitabını gördüğümde almam gerektiğini hissettim. Alacaktım ve o an okumasam bile, okuma ruhunu bir gün hissettiğimde elimde kitap olacak, tereddüt etmeden kapağını açarak kitap ruhunun içerine girecektim. Ve gerçekten de öyle oldu. Bir gün, ne okuyacağım diye kitaplığıma bakarken, gözüme çarpan, Kuşlar Yasına Gider kitabını okumam gerektiğini hissettim, raftan aldım ve okumaya başladım. Zamanının geldiğini hissetmiş, sonrasında da, ilk otuz sayfayı aştıktan sonra kitabın ruhunu yakalamıştım.

İlk otuz sayfa diyorum, çünkü ilk başlarda kitaba ısınamayacağım diye içimde garip bir tereddüt yaşamıştım. Okuyordum, ama kitap hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Yazarın kitaplarının nasıl olduğuna dair bir bilgim vardı elbette. Tertemiz bir Türkçesi olduğunu ve okuyanı mest ettiğini okumuştum bir yerde ve bu da beni etkilemişti. Herkesin beğendiği kitapları okumama gibi bir durumum hiçbir zaman olmadı. Bazı insanlarda bu gibi düşünceler olduğunu biliyorum, özellikle de yeni dönemde. Ama ben, aklımın bir köşesinde, eğer insanlar okuduysa bir bildikleri vardır, düşüncesiyle hareket ettim ve hiçbir zaman bir kitabı beğenmemezlik yapmadım. Eğer bir kitabı beğenmiyorsam bunun hakkında fazla yorumda bulunmam, kısaca bana hitap etmediğini belirterek fazla ayrıntıya girmemeye çalışırım.

Her neyse, yaklaşık ilk otuz sayfasını atlattıktan sonra kitabın ne kadar da hızlı ilerlediğini, elimden bırakamadığımı fark ettim. Bu da beni kitaba dair daha çok cezbetti. Evet, konusu itibariyle daha önce okumadığım bir romandı. Genel açıya bakıldığında basit bir kurgusunun da olduğunu düşünebilirsiniz, ama inanın bana kitaba bir şans verdiğinizde aslında öyle olmadığını, ne kadar derin duygulara sahip olduğunu şaşırtıcı bir şekilde fark edeceksiniz. Kitabın arkasında Hasan Ali Toptaş ile ilgili şu yazıyor; Hasan Ali Toptaş kesinlikle anlatmıyor, söylemiyor, nefeslendiriyor. Gerçekten de nefeslendiriyor! Kitabı okumadan önce bu sözleri pek anlamamıştım, ama okuyup arkasındaki bu tanımı yeniden okuduğumda ne kadar da doğru söylediğini anladım.

Kitap, ben dilinde yazılıyor ve okuduğunuzda sanki yazarın hayatıymış da, biz onun yaşadıklarını okuyormuşuz gibi hissediyorsunuz. Bir an için acaba tüm bunların hepsini Hasan Ali Toptaş yaşadı mı, dayısı, teyzesi, anne ve babası tüm akrabaları gerçekten onlar mı diye düşünmeden edemedim. Hatta kitabın bir yerlerinde biyografi yazısını ararken, roman yazısıyla tekrar tekrar karşılaştım, yeniden hissettirdiklerine hayran kaldım. Belki de bu saflığım, henüz Hasan Ali Toptaş’ın ilk romanını okumamdan kaynaklıdır. Diğer kitaplarını da deneyimlemek için sabırsızlanıyorum.

Konusundan bahsetmem gerekirse, kitap, Ankara’dan başlayarak Denizli’deki bir kasabada sürüyor. Anlatıcı da bir yazar, aynı zamanda evli ve bir kızı var. Bir gün, yazmak için masanın başına oturduğunda tıkandığını hissediyor ve o an Denizli’deki annesinden bir telefon alıyor. Babasının Ankara’ya geldiğini söylüyor. Babası, 80 yaşında, yıllar boyunca tır şoförlüğü yapmış ve talihsiz bir kaza sonucu bacağını kaybederek protez bacakla yaşamaya mecbur kalmış. Açıkçası, her şey bu andan sonra başlıyor. Şimdi kelimelerimi doğru seçmeliymişim gibi hissediyorum. Çünkü ne söylersem söyleyeyim spoiler verecekmişim gibi. Okumayan okuyucuların kitaba dair tadını kaçırmak istemiyorum.

Ankara Denizli yolunda karakterin başına olaylar sizleri epey etkileyecek, şuan onları söylemek istemiyorum, lütfen okuduğunuzda neler hissettiğinizi benimle de paylaşın. Beni aşırı derece de etkiledi. Kitaplarda o kadar ağlayan birisi değilimdir, ama Aziz Amcanın yaşadıklarını oğlunun gözünden okurken yüreğim acıdı, sanki benim ailemden bir akrabalarımdı hepsi, o kadar üzüldüm.

Şunu söylemeliyim ki, baba ve oğulun hatta kitaptaki tüm karakterlerin içesinde sımsıcak aile hayatını göreceksiniz. Denizli’deki bu kasabada sevginin, merhametin, iyiliğin ve sadakatin sıcaklığını iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Bir oğulun, babasına bir of bile dememesinin verdiği yürek hafifliğini, babanın her ne olursa olsun iyiliğinin bir yuvayı sonsuz güçlendiğini, annenin fedakarlığının yüreklerde ne kadar da önemli olduğunu hissedeceksiniz. Kitap tümüyle yüreğinize oturacak, kalkmasını istemeyeceksiniz.

🍃 ”Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır” sözü yankılanıyor kulaklarımızda.

🍃 Atlar ecele koşar, kuşlar yasına gider.

Author: İrem

Kendi halinde bir yazar. İzlediği filmler, diziler ve okuduğu kitaplar hakkında yorum yapmayı seven bir kız. Burada yazdıklarını okuyan kişiler mutlu olursa kendisi çok daha mutlu olan birisi. Özel bir şirkette çalışıyor, fakat ruhuna dair alanlara yönelmek için bu siteyi açtı, sizlerin sayesinde başarılı olacağına inanıyor. Bir Potterhead. Yazmak, Harry Potter sayesinde bir tutku haline geldi. Ruhu tamamen bir Hufflepuff!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir