Article,  Dizi Kategorisi,  Funny,  Inspiration,  Life,  Stories

Aşkın En Masum Hali; Yuri On Ice | Anime Dizi İncelemesi #3

Merhaba arkadaşlar, bu ay ki dizi köşemize hoş geldiniz. Bugün sizlere, arkadaşımın tavsiyesiyle izlediğim, bir günde bitirdiğim ve etkisinden çıkamadığım bir Anime dizisi olan, Yuri On Ice‘dan bahsedeceğim. Çok fazla anime izleyen birisi olmadığımı itiraf etmek istiyorum, ama bu diziden sonra sanırım daha fazla zaman ayıracağım. Gerek çizimleri gerekse konusu itibariyle insanın her şekilde içini ısıtıyorlar. Her neyse, bir yazı hakkında, geçen ay izlediğim Call Me By Your Name filminden bu yana kafamdaki düşünceleri açıklayamaz hale gelmemiştim. Bu dizi, sanırım konusu itibariyle beni oldukça etkiledi, tıpkı bahsettiğim film gibi. (Neden bahsettiğimi anlamak, yazımı incelemek için buraya tıklayabilirsiniz.)

Gerçekten, bu animeye dair kafamda oluşturduğum kelimeleri sıraya dizemiyorum. Nereden başlayacağımı, hangi birisini yazacağımı ya da neresini öveceğimi inanın bilmiyorum. Arkadaşım Ceren sayesinde bu animeye başladım (Bunu okuyor biliyorum ona nasıl teşekkür etsem az!) ve zaten 12 bölümlük, her biri 20 dakikalık bölümler olduğu için bitirmem o kadar da zor olmadı. Tabii dizinin içine girmem bu sayede kolay olurken, çıkabilmem, hala çıkabilmiş değilim, tam tersine çok daha zor olacak gibi görünüyor. Bu yüzden diziyle alakalı spoiler verirsem kusura bakmayın, ama elimden geldiğince vermemeye dikkat edeceğim. Ayrıca arkadaşım, animeyi önerirken tam benlik bir dizi olduğunu söylemişti ve izlerken ne kadar da haklı olduğunu fark ettim. Eğer bu diziyi ben yazsaydım ben de aşklarını bu şekilde yazardım. Ki böyle tatlı, masum bir aşk yazmayı her zaman istiyorum. Sanırım hayatımda bir kere bunu yapacağım. Bu da buraya geleceğe dair bir not olarak düşülsün. 🙂

Her neyse, şimdi kendi düşüncelerimden önce animenin beni etkileyen konusundan bahsetmek daha yerinde bir davranış olacak diye düşünüyorum. Yuri On Ice, genel konusuna bakıldığında, bir grup gencin artistik paten kapsamında birbirleriyle yarışmalarını konu alıyor. Bu şekilde söyleyince o kadar da etkileyici gelmiyor olabilir, ama yazımın devamında neden bahsettiğimi daha rahat anlayacaksınız. Öncelikle ilk bölümden bahsetmek istiyorum.

23 yaşındaki Yuri Katsuki, küçüklüğünden beri artistik paten şampiyonu 27 yaşındaki Victor Nikiforov’u örnek almıştır. Onun sayesinde patene başlamış, bir gün onun gibi olabilmek için hayaller kurmuştur. Bunun için çabalamış, tıpkı onun gibi artistik paten kaymaya başlamıştır, ama ne yazık ki olaylar beklediği gibi sonlanmamıştır. Birçok başarısızlığa imza atan Yuri bu serüvende kendisine olan güvenini kaybetmiş, her şeyi bırakıp bir süre sonra ailesinin yanına Japonya’ya geri dönmüştür. Bununla birlikte görünüşü bir patencinin görüntüsünün aksine şişmandır, bu yüzden artık hayallerine koşmak içinde çaba sarf etmenin zor olduğunu düşünür. Japonya’ya döndüğünde kendisini karşılayanlar ona iyi davransa da o artık tüm bunların geride kaldığını düşünür. Fakat bulunduğu yerde olan paten pistine yeniden gidip, kimsenin olmadığı zaman tek başına, idol olarak gördüğü Victor Nikiforov’un hareketlerini tıpatıp  uygulayarak kaydığında Yuri’nin hayatı o andan sonra geri dönülemez bir şekilde değişecektir.

Yuri, kayış tekniğiyle beklenmedik bir şekilde herkesin gözdesi olurken (hevesinizin kaçmaması için nasıl gözde olduğu kısmını yazmadım), hayatının değişmesi de Victor’la birlikte bambaşka bir boyuta erecektir. Yuri Katsuki, gözdesi Rus patenci Victor Nikiforov’la çalışmaya başlarken hayallerine adım adım yaklaştığını fark eder, ama ilk zamanlar bunun farkına varamaz. Öyle ki, Victor onun için ulaşılması zor bir yerdeyken, şimdi karşısında bir arkadaş gibi onu eğitmeye başlamıştır. Bu durumu kabullenmek Yuri için çok zor olacaktır. Aynı zamanda kabullenmesi ve anlaması gereken bir başka detay daha vardır. O da, Yuri’nin Victor’a olan karşı konulamaz duyguları…

Yuri’nin yıllar boyu beslediği duyguları tamamen kendi içerisinde hapsolmuştur ve Victor ile çalışmaya başladığı zaman kalbine söz geçirmeye çalışır. Düşünmesi gereken Victor’un güzel gözleri değil, artistik patene dair inancıdır. Yuri kendi duyguları ve ruhu içerisinde gidip gelirken, Victor’un Rusya’daki bir diğer arkadaşı 15 yaşındaki Yuri Plisetsky ortaya çıkar. O da patene dair düşüncelerini zirveye taşımak isterken Victor’un kendisini bırakıp gitmesine çok sinirlenir. Aralarında, animenin sonuna kadar sürecek olan bir rekabet başlar. Yuri Katsiku, Yuri Plisetsky’ın kendisini günler önce pateni bırakması için tehdit ettiği kişi olduğunu fark eder. Belki de bu yüzden aralarındaki rekabet Yuri Plisetsky’ı etkilemiştir, (Aynı zamanda aralarında iki Yuri olduğu için, Yuri Plisetsky’ı Yurio olarak çağırılar) çünkü kendisine söz verem Victor, sevmediği kişi tarafından alı konulmuş gibi hissediyordur. Zaten bütün anime boyunca tek bir kişinin hayata dair düşüncelerini izlemiyoruz, paten kayma olimpiyatlarında bulunan altı sporcunun düşüncelerinden, hayata dair tutumlarını da izliyoruz.

Yine de, Anime daha çok Yuri Katsuki’nin hayatını ele alıyor, diğerleri daha çok figüran niteliğinde gibi. Ama bu o kadar da göze batmıyor. Çünkü paten kayışları ile birlikte hayatlarını kendi iç dünyalarından kendi düşünceleri ile anlayabiliyoruz. Herkesin kendi içerisinde dertleri var ve hepsinin birbirlerine dair bir rekabet duygusu mevcut. Yine de o kadar yaşananlara rağmen anime boyunca Yuri ve Victor’un kimse hakkında kötü düşündüğünü görmedim. Yuri’nin kendisine olan güvensizliği, bir şeyleri başaramamam düşüncesi sadece kendisini düşünmesine neden oluyor. Bu kötü bir şey olarak algılanmasın, etrafındaki insanların ondan daha yetenekli olduğunu görüyor ve nasıl başaracağını düşünüyor bu sayede de insanlara kötü davranma gibi bir durumu söz konusu olmuyor, buna zamanı kalmıyor. Bunun üzerine Victor’a dair duyguları Victor’un da yardımıyla ruhundaki karmaşayı biraz olsun azaltıyor, bu rekabet içerisinde birbirlerine tabiri caizse ilaç gibi geliyor. 🙂

Beni çok etkileyen kısımlar da hep Victor ve Yuri’nin duyguları oldu. Zaman içerisinde birbirlerine o kadar bağlanıyorlar ki yaşadıkları, hisleri, tam anlamıyla oturarak kimseden bir şey beklemelerine gerek kalmadan patene ve birbirlerine odaklanmalarını sağlıyor. Açıkçası etrafındaki insanların da onların bu gözle görülür aşkını desteklemeleri, onlara hiçbir şekilde kötü davranmamaları bir şekilde animenin çok daha güzel olmasına neden oluyor. Bu şekilde bromance kurgular ve dış etkenlerin tutumu beni çok etkiliyor. Her defasında keşke bizim ülkemizde de bu şekilde yaklaşım olsa diye düşünmeden edemiyorum. Sonuçta önemli olan iki tarafın nasıl olduğu değil, iki tarafın kalplerinin birbirlerine dair ne denli çarptığı diye düşünüyorum. Bu durum ister kız-erkek olsun ister aynı cinsten olsun önemli olan sevginin ta kendisi. Yuri’nin de Victor sayesinde sevgiye bakış açısı bu şekilde ve başından beri söylediğim gibi, beni animeye daha çok iten etmen de bu oldu.

Her bromance hikayelerinde olduğu gibi bir taraf güvensiz, sessiz olurken (bu kişi Yuri) diğer taraf aksine daha aktif ve popüler oluyor (bu da Victor). Bu durum kaçınılmaz gibi görünebilir, ama zaten öyle bir şey var ki, bir taraf sessiz olurken, diğer tarafın aksine kendine güvenli, popüler olması bir şekilde kendi ruhlarının içlerini görmelerine neden oluyor. İşin sırrı da burada diye düşünüyorum. İkisi de iyi kalpli, ikisi de karşı tarafa zarar gelmesini istemiyor. Bu gerçek aşk değil de nedir?

Dizinin müzikleri de görselleri kadar muazzamdı. İzlerken eğlendim, hüzünlendim, heyecanlandım, tıpkı karakterler gibi bir sürü ruh haline büründüm. Tüm bunlar da her şeyi daha gerçekçi ve etkilenebilir yaptı. Her patencinin kendisine dair müziği, kendisine özgü sitili vardı, hepsi de birbirinden yetenekliydi. Tıpkı gerçekte olduğu gibi başarılarla birlikte başarısızlıklar da vardı. Zaten dizi yeni kış olimpiyatlarından epeyce etkilenmiş. Bu durum gerçeğe dair daha fazla inandırıcı olmaya itiyor. Hikaye açısından olmasa da patenciler gerçek hayattan esinlenilmiş karakterler.

Yuri ve Victor’un  kalplerinin birbirlerine gösterdiği masum sevgisini hala unutamıyorum. İki kalp adeta tek bir yerde toplanmıştı. Çoğu izleyici bu durumu sevmeyebilir saygı duyuyorum, ama ben izlemiş olanların düşüncelerini gerçekten çok merak ediyorum. Benim gibi düşünen kaç kişi var? Düşüncelerinizi aşağıda paylaşabilir, dilerseniz sağ tarafta bulunan sosyal medya hesaplarımdan istediğiniz zaman bana ulaşabilirsiniz. Böyle güzel animeleri izlemeye devam edeceğim. Elimden geldiğince, düşüncelerimi yazıya dökmeye çalıştım umarım herhangi bir ayrıntı atlamamışımdır ve yararlı bir yazı olmuştur. 🙂

Kendi halinde bir yazar. İzlediği filmler, diziler ve okuduğu kitaplar hakkında yorum yapmayı seven bir kız. Burada yazdıklarını okuyan kişiler mutlu olursa kendisi çok daha mutlu olan birisi. Özel bir şirkette çalışıyor, fakat ruhuna dair alanlara yönelmek için bu siteyi açtı, sizlerin sayesinde başarılı olacağına inanıyor. Bir Potterhead. Yazmak, Harry Potter sayesinde bir tutku haline geldi. Ruhu tamamen bir Hufflepuff!

4 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir