Aşk, Olmadık Yerde Hayatını Mahvedebilir; Çizgiyi Aşmak | Kitap İncelemesi

Overall
4.5
  • Kitaba Verdiğim Puan
Sending
User Review
0% (0 votes)

Konusu

Kitap, öğrencisine âşık olan evli bir müzisyen Siegmund ile onun aşkına karşılık veren genç, romantik bir kadın olan Helena’nın imkânsızlıklarla dolu aşkını anlatıyor.

  • Kitabın Yayınevi: Metis Yayınları
    Kitabın Yazarı: D. H. Lawrence
    Kitabın İlk Basım Tarihi: 1912
    Sayfa Sayısı: 248
    Kategorisi: Romantik/Dram

”Hayat, karanlığın yüzeyinden alev alan sonra da tekrar karanlığa gömülen bir ateşten başka nedir ki?”

Kitabı Eylül ayının başında sevgili Yekta Kopan’ın sosyal medya hesabında tavsiye etmesinin üzerine, hemen almam gerektiğini düşündüm. Kitap hakkında hiçbir fikrim yoktu. Hakkında bildiğim tek şey imkânsız bir aşkı anlattığıydı, bu bilgiyi de sevgili Yekta Bey belirtmişti. Ben de, bu gibi konulara garip bir şekilde ilgili olduğum için hiç düşünmeden aldım. Ve bunu söylemeden geçemeyeceğim, hatta yazımın ilerleyen bölümlerinde de muhtemelen bahsedeceğim ki, çoğu ani kararlar çerçevesinde aldığım kitaplarda olduğu gibi, kitabı aldığıma asla pişman olmadım. Genelde de aldığım kitaplar arasında pişman olduğum olmaz, nadirdir. Pişman olduğumda da okumaya devam etmem zaten, kitaplığımın bir köşesinde, belki daha sonra yeniden başlarım diye durur.

Adının da cezbettiği, Çizgiyi Aşmak kitabı beni kesinlikle etkiledi. Yazıldığı dönem baz alındığında (1912) ise bana göre tartışması muhtemel kitaplardan birisi. Konusu itibariyle sıradan bir roman olarak görünebilir, ama bu şekilde düşünmemenizi öneriyorum. Gerek betimlemeler gerekse anlatım bakımından, ana karakterler Siegmund ve Helena’nın aşkı kesinlikle unutulmaması gereken bir aşk profili çiziyor okuyucuya. Gerçi, bu duruma başka bir bakış açısından bakıldığında her iki tarafın çektiklerini de hak ettiğini düşünüyorum. Şimdi düşünüyorum da, sanırım kitaba genel kurgu açısından bakıldığında, bariz bir şekilde nefret edebilme içgüdüsü de doğabilir. Ama edebiyat açısından bakıldığında gerek betimlemeler gerekse anlatım açısından çoğunuzun beğeneceğini düşünüyorum. Bu yüzden kitaba çift taraflı yorum yapabiliriz. Konusundan bahsettiğimde ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Kitap, öğrencisine âşık olan evli bir müzisyen Siegmund ile onun aşkına karşılık veren genç, romantik bir kadın olan Helena’nın imkânsızlıklarla dolu aşkını anlatıyor. Söylediğim gibi, konu itibariyle klişe olarak görünse de Lawrence’in edebi betimlemeleri aşkı bambaşka bir düzeye çıkartarak muhteşem bir bakış açısına yönlendiriyor okuyucuyu. Her iki tarafında düşünceleri, aşka dair haklı sebepleri bu durumların gerçekten de olabileceğini düşündürürken, mağdur olan taraf açısından da ne kadar üzücü olduğunu yansıtıyor.

Ben, kendi fikrimce bu gibi durumlara girmek istemem, boş yere rahatsızlık durumuna girmekten kaçınırım, ama eğer ki böyle bir şey oldu, tamamen Siegmund gibi düşünerek sonum, onun sonuna bağlanırdı. Ve bu sona bağlanmaması içinde bir şekilde bazı şeylerden fedakârlık edip, gerekirse kendinden fedakârlık edip yok yere kendini ateşe atmana da gerek yok diye düşünüyorum.

Kurgu açısından, hiçbir zaman tasvip etmediğim bir yaklaşım olurken, edebi yazım açısından gerçekten de olağanüstü olduğunu yeniden belirtmek istiyorum. Çok gariptir ki insana her iki duyguyu da aynı anda yaşatabiliyor. Okuyucu, betimlemelerle anın ve duyguların tadını çıkartırken, bir yandan da aslında orada gerçekleşenlerin kocaman bir ailenin yıkılışı olduğunu yüzlere tokat gibi çarparak bir şekilde okuyucuyu gerçek dünyaya çekiyor. İşte bu tokat anında gerçek dünyaya geri gelme durumunda da kitaptan nefret etme arasında gidip geliyor insan.

Siz de benim gibi edebi açıdan okursanız, size büyük yenilikler katacağını düşünüyorum ki bana yazım açısından büyük faydalar sağladı. Bu tarz kitaplar, sayfa sayısı kısa (248) olsa da, derinlik açısından oldukça yerinde kitaplar. Bu zamana kadar okumadıysanız eğer mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Yekta Bey’e, buradan, beni bu kitapla tanıştırdığı için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. 🙂

🍃 “Dışarıdaki her şey gerçekdışıydı, bir gösteri gibi, küçük bir delikten izlenen bir gösteri… Sadece kendisi uymuyordu buraya. Omuzlarını ağrıyormuş gibi geriye iterek hırçın hırçın iç geçirdi. Kolları bir tahriş hissiyle sızlıyor, kafasından adeta bir tıslama geliyordu. Uzun bir müddet sadece kendini dizginlemeye çalışarak, dişleri sıkılı, oturdu… Onu memnun edebilecek ya da zihnini rahatlatacak hiçbir şey olmadığından, geriye kalan tek şey bu rahatsızlığa katlanmaktı. Kendisini hayatın bedeninde yerinden oynamış bir eklem gibi hissediyordu: Zihninde çıkık bir parmak görüyordu, şişmiş, morarmış, acılar içinde. Mesele, kendini nasıl tekrar eklemine oturtacağıydı.” 

Author: İrem

Kendi halinde bir yazar. İzlediği filmler, diziler ve okuduğu kitaplar hakkında yorum yapmayı seven bir kız. Burada yazdıklarını okuyan kişiler mutlu olursa kendisi çok daha mutlu olan birisi. Özel bir şirkette çalışıyor, fakat ruhuna dair alanlara yönelmek için bu siteyi açtı, sizlerin sayesinde başarılı olacağına inanıyor. Bir Potterhead. Yazmak, Harry Potter sayesinde bir tutku haline geldi. Ruhu tamamen bir Hufflepuff!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir