İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Anna Karenina – Tolstoy; Tek İhtiyacı Sevgiydi! | Kitap İncelemesi

‘’Herkesin imrendiği bir hayat yaşamaktadır Anna Karenina; zengin bir eşe, itibarlı konuma, onun için çok kıymetli bir erkek evlada sahiptir. Ancak yakışıklı ve etkileyici Kont Vronski’yle karşılaşması, hayatındaki tüm taşları yerinden oynatacak, kendisini karanlık bir yıkıma sürükleyecek aşkı doğuracaktır.’’

Küçük bir sarsıntı, kocaman bir boşluk…

Her kitabı bitirdiğimde ruhumda oluşan bir belirsizlik hissiyle ne yazacağımı bilememe duygusu içerisinde gidip geliyorum yeniden. 1056 sayfalık bir kitabı bitirmenin verdiği sevinci yaşamaktan çok ruhumdaki karmaşayı ve hüznü dizginlemeye çalışıyorum. Anna Karenina kitabının ruhundan çıkmaya çabalıyorum. Kitabın kendine özel bir ruhu var çünkü. Şuan kitabı kapattım, ama kitap durduğu yerde hala yaşıyor ve ilerlemeye devam ediyor. Beni bu kadar etkileyeceğini tahmin etmemiştim doğrusu.

Lev Nikolayeviç Tolstoy’un 1877’de yayımlanan ikinci büyük romanı ‘Anna Karenina’. Kitap hakkında söylemem gereken şeyleri nereden başlayıp da söyleyebilirim, bilmiyorum. İlk olarak ne anlattığından mı başlamalıyım yoksa ruhumda oluşturduğu hislerden mi? Ya da en önemlisi 18. Yüzyılda yazılmış bir eseri, 21. Yüzyılda okumaya başlarken yazarın kitabı yazmaya başladığı zamanlardaki halini gözümün önüne getirmemden mi? O anki hali nasıldı Tolstoy’un? Bilmiyorum. Yaşadığı bunalımlar sonucunda kaleme aldığını biliyorum sadece. Loş bir ışığın kapladığı odasında daktilosunun başına mı oturmuştu yoksa kâğıt kalem aracılığıyla mı başlamıştı romanına? Ne düşünüyordu? İlk cümleyi yazarken ne hissetmişti? Ne zaman kafasında kurgulamıştı tüm bunları? Nasıl hissetmişti her şeyi? Nasıl oluyordu da ruhundan geçirdiği düşüncelerini yeniden, yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen sanki her şey dün yaşanmış gibi insanın beynine kazınıyordu?

Anna Karenina gerçekti. Kont Vronski gerçekti. Levin gerçekti. Kiti gerçekti. Karakterlerin hepsi gerçekti. Yüzyıllar öncesinde değil, günümüzde yaşıyorlardı sanki. Anna, sevmekten başka hiçbir şey yapmamıştı ki. Eğer ona, Kont Vronski ile tanıştığında kendisini yıkıma sürükleyecek ruhunu kaybedip, parçalarını arayacağını biri söyleseydi, ona asla inanmazdı.

Ah Anna…

Tek isteğin sevmek ve sevilmekti sadece. Sevgiyi bulduğunu sandın, sanmadın aslında tam olarak bulmuştun, ama ruhundaki suçluluk duygusu seni yiyip bitirdi. Artık sağlıklı bir şekilde düşünemediğini fark ettiğinde ise… Oysaki başka bir alternatifte karşılaşsaydınız belki de her şey daha iyi olabilirdi. Öyle değil mi?

Anna, senin için öyle çok üzülüyorum ki şuan. Elimde olsa sana sarılır, her şeyin geçeceğini söylerdim. İlk kez bir karakter hakkında bu şekilde hüzünleniyorum ve kalbim paramparça. Ah Anna… Sevginin bedeli bu kadar ağır olmamalıydı. Sen de haklıydın aslında. Kocanı ve çocuğunu bırakıp âşık olduğun adama, sevgiyi bulduğun yere gittin. Vronski ile yaşamaya başladın ki her şey gerçekten de peri masallarından çıkmış gibiydi, ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Kendi sonuna doğru adım adım ilerliyordun. Kocan Aleksey Aleksandroviç’ten oğlunu görememe korkusu yüzünden boşanamıyordun bile ve zaman içerisinde Vronski’nin de senden uzaklaştığını hissediyordun. Kalbin kocamandı, ama yapayalnızdın ve bu yalnızlık kapkaranlık bir bulut gibi ruhunu sardı, onu engelleyemedin.

Öyle trajik ki Kont Vronski ile ilk karşılaştığınız tren garında ruhun yeniden aydınlandı, yaşadığını hissettin, âşık oldun sonrasında ise o ışık karanlık, kocaman bir buz kütlesine dönüşerek ruhuna ağır geldi.

Anna Karenina romanında sadece Anna ve Vronski yok elbette. Kiti ve Levin karakterlerini de çok sevdim. Levin’in düşünceleri, sevgisi aslında Anna va Vronski’den daha etkileyici ve detaylıydı. Bu yüzden karakterler kitabın ilerlemesine daha fazla yardımcı oldu. Tabii ben Anna ve Vronski’nin daha fazla olmasını isterdim, ama bu şekilde okumakta oldukça güzeldi.

Şu ana kadar Anna Karenina romanının sadece bir aşk hikâyesi üzerinden ilerlediğini sanıyor olabilirsiniz, ama kitapta bir insanın hayatı boyunca hissedebileceği her duygu gerçekti. Ekomoni, o dönemin sorunları, çalışma şartları her şey derinlemesine işleniyor. Bu kısımlarda sıkılmadığımı söylersem yalan söylemiştim olurum. O yüzden buralarını çoğu zaman hızlı hızlı geçtim. Romanı etkileyici kılan aynı zamanda Tolstoy’un etkileyici betimlemeleri ve tasvirleriydi. Karakterlerin o an yaşadığı, ileride yaşayacağı endişeleri, kaygıları her şeyi ruhunuzda hissediyorsunuz. Bu yüzden fazla etkilendim kitaptan. Özellikle bir yerinde, öyle bir ölümü bekleme sahnesi var ki inanın hatırladığımda dahi tüylerim diken diken oluyor. Sanki ben bekledim, ben yaşadım her şeyi. Bu kadar detaylı ve etkileyici olabilir. Sanırım uzun bir süre kitabın etkisinden çıkamayacağım.

Anna Karenina romanını Timaş yayınlarından çıkan, iki cildinin bir kitapta toplanmış basımıyla okudum. 2013 basımı olduğu için arada bir yazım hataları vardı, ama o kadar rahatsız edici şeyler değildi. Yazımda elimden geldiğince spoiler vermemeye çalıştım, ama zaten çoğu şeyi okumayanlar dahi bildiği için başka bir şekilde inceleme yazısı yazmak istedim. Her kitapta ve özellikle her dünya klasiğinde olduğu gibi zamanı geldiğinde herkesin mutlaka okuması gereken bir eser. İnsanı çok fazla etkiliyor ve bambaşka bir bakış açısıyla dünyaya bakmanızı sağlıyor. O duyguları yeniden hissedebilmek için tekrar tekrar okunmalı bana göre. Anlatmak yerine okuyun, her şeyi kendi gözlerinizle görün.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme by Compete Themes.