Merilands

Filmler, Diziler ve Kitaplar Hakkında Bilgi Sahibi Olmak İsterseniz Doğru Adrestesiniz.

Alevden Küle Dönüşümün Hikayesi; Eroinle Dans | Kitap İncelemesi

Overall
3.5
  • Kitaba Verdiğim Puan
Sending
User Review
0% (0 votes)

Konusu

İzmir’den İstanbul’a üniversite okumaya gelen, sevecen, hayat dolu Eylül’ün eroinle olan tanışmasını yakıcı bir şekilde konu alıyor.

  • Kitabın Günümüz Yayınevi: Altın Kitaplar
    Kitabın Yazarı: Canan Tan
    Yayınlanma Tarihi: 2005
    Sayfa Sayısı: 400
    Tür: Dram/Gençlik

KONUSU

‘’Yaşamımın o ana kadarki en büyük sevincini yudumlarken, karanlığın göbeğine fırlatılmış, hedefi belirsiz bir oktan başkası olmadığımı nereden bilecektim?’’

Eylül, İzmir’de ailesiyle yaşayan bir genç kızdır. Babası psikolog olduğu için, bir şekilde psikolog babanın psikolog kızı idealini alabilmek için İstanbul Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünü kazanır. Tabii bunu yapabilmek için de İzmir’de Amerikan Koleji’nde lise eğitimini görmüştür. Ailesinin kendisini okutmak için nasıl büyük çabalara girdiğinin farkındadır ve onların yüzünü kara çıkarmamak için elinden ne gelirse yapmaya hazırdır.

İzmir’den ayrılarak İstanbul’a geldiğinde, ailesinin ısrarlarını göz ardı ederek sekiz kişilik bir kız yurdunda kalmaya başlar. Buraya girmek, ilk zamanlar zor gibi görünse de annesi sayesinde isteğini gerçekleştirir. Bu andan itibaren de Eylül’ün, sınırları olmayan İzmir ve İstanbul arasındaki macerası başlayacaktır.

Yurttaki ilk gününde Dünya ve Ece’yle tanışır. Ece de tıpkı Eylül gibi ailesinin biricik kızıdır, ama Dünya öyle değildir. Neşeli, son derece cana yakın ve hayat dolu olarak görünse de ruhunda onulması zor yaralar açılmıştır. Tüm bunları kimseye göstermek istemez, ama Eylül’le tanışıp, dost olduklarında Eylül’ün Dünya, eroin ve kendisi hakkındaki gerçekleri anlaması çok uzun sürmeyecektir.

YORUMUM

Eroinle Dans, Canan Tan’ın on yıl önce sahaftan ikinci el olarak 5 TL’ye aldığım kitabı. Konusu ve adı ilgimi çekmişti. O zamanlar okuduğumda kitabı yarım bırakmıştım. Ve kitap hakkında bildiğim tek şey eroin hakkında olduğuydu. Ki ismine bakıldığında okumasanız dahi bunu tahmin etmek pek zor değil. Her neyse, on yıl sonra kitabı yeniden okumaya başladığımda kitabı neden yarım bıraktığımı fark ettim. Dili çok garipti. Diğer kitapları da mı öyle bilmiyorum, ama on yıl sonra okusam dahi anlatım beni yine çok yordu. Şimdiki zaman kullanımlarındaki kitaplardan hala hoşlanmadığımı fark ettim. Fakat bu sefer direndim ve konusu için okumaya devam ettim. Ve pişman değilim. Sıradan bir konusu olduğu aşikar, ama asla etkilemediğini söylemeyeceğim. Kitabın bazı yerlerinde gözyaşlarımı tutamadım ki ben genelde kitaplarda ağlayan bir insan değilim. Belki de günlük hayattan izler taşıdığı için fazla hüzünlendim ve çoğu yeri beni etkiledi.

Etkilendiğim kısımlardan ilki, Eylül’ün annesinden ayrılarak yurtta kalmaya başladığı kısımdı. Aile ilişkilerine fazlasıyla önem veren birisi olduğum için, bir anda gözlerim doldu, bir süre kitabı okumayı bıraktım. İster istemez kendimi Eylül’ün yerine koydum. Açıkça söylemek gerekirse, sırf bu, ağır duygular içeren kitapları bu yüzden okumak istemiyorum. Etkileniyorum ve etkisinden çıkmam epey zamanımı alıyor. Eylül’ün Dünya’yla olan dostluğu da çok güzeldi. Dünya’nın farkında olmadan Eylül’ü kendi bataklığına çekmesi, arkadaşlığın nelere mahal olduğunun da kanıtıydı. Ama ne olursa olsun Eylül ve Dünya’nın dostlukları çok iyiydi. Diğerleriyle de güzeldi, ama en iyisi Dünya karakteriydi. Zaman zaman kızdırsa da aslında onun hayatı hepsinden daha etkiliydi. Bu yüzden Dünya’yı çoğu okur gibi ben de Eylül’den daha çok sevdim. Ne olursa olsun geleceği çok daha parlak olabilirdi. Sanırım Dünya’yı asla unutamayacağım…

‘’Onun suçu mu bu? Hem… Bağımlı, sapık, yoldan çıkmış diye toplum dışına atılmış herkesin, bozuk düzenli ailelerin çocukları olduğunu mu sanıyorsunuz? Dozunu aşmış sahiplenme ve aşırı korumacılık da en az boşvermişlik kadar zararlı değil mi sizce?’’

Yazar, kitabında tertemiz görünen hayatların dahi nasıl yıkılabileceğini gösteriyor olsa da, ben bir an için tüm kitabın Dünya’nın gözünden aktarılmasını istedim. Eğer tüm bu yaşananlar Dünya’nın hisleriyle olsaydı, onu çok daha iyi anlayabilirdik ve kitap bana göre olduğundan daha çok satar, daha fazla ilgi görürdü.

Bazı incelemeleri okuduğumda Canan Tan’ın karakterlerinin, kız karakterlerinin, hep zengin, el üstünde tutulan ve pohpohlanan karakterler olduğunu gördüm, sanırım az önceki önerim Canan Tan’ın pek tarzı değil. Yine de, Eylül’ün sinir bozan tüm tavırlarına rağmen kitabı gerçekten de sevdim. Hangi açıdan olursa olsun etkileyiciydi. Karakterlerin tümüyle empati yapmam zor değildi. Sanırım bazen, bazı çocuklara olduğundan fazla ilgi göstermek garip zevklere yönelmelerine sebep oluyor. Eylül’ün eroini bir merak konusu yapması ve ona Aşk Tanrısı Eros’un adını takması da tuhaftı. Merak edilmesi gereken bir şey olmadığı kitapta defalarca vurgulanıyor, ama belli yaştan sonra bunun yanlış olduğunu fark edebiliyor insan. Bu yüzden, bana kalırsa kitap yaş sınırına konulmalı. Eylül gibi bu tür meraklardan hoşlanan kimseler için eroin kullanmak meraktan daha üst seviyelere çıkabilir.

       ALINTILAR

🍃 ”… Özleme dayanmanın tek yolu, onu parçalara bölmek değil midir?”

🍃 ”Bu tür eylemler için düşünmek gerekmiyor Eylülcüğüm. O an da insanı yönlendiren sadece duyguları… Onlar da hasar görmüşse eğer hasta kimliğine bürünmüşlerse, tıpış tıpış gidiyorsun o çarpık sona…”

🍃 ”Yalnız değil de yapayalnız olduğunu hissettiğin zamanlarda yaşadın mı hiç? Çevrende kimse yokken yalnızsındır. Yaşamın ıssızlığında kimsesiz kalmaksa bambaşka bir duygu. Yapayalnızlık budur işte! O zaman sığınacak bir yer arasın kendine. İyi ya da diye düşünme lüksüne sahip değilsindir. Uzun vadeli olmayacağını bilsen de anlık sevinçler yeter sana. Uzanan el, gerçekte bir canavarın pençesidir, bilirsin. Ancak onu tutmaktan ona tutunmaktan başka yolun yoktur. Dostun kötüsü olmaz felsefesine sığınarak bile bile aldatırsın kendini.”

🍃 “Bir şekilde doğdun ve artık büyüdün Dünya. Geçmişini eşelemek yerine, önünde uzanan yola sağlam adımlarla basmayı denemelisin.”

🍃 Anıl’ın sevdalı yüreğine kapılarımı açabilsem, benzer bir beraberliği paylaşabilirdik belki. Yalın, zorlamasız, beni yormayan bir beraberlik… Ama gönül işi bu, manyak tanımıyor. En olmadık birine akabiliyor duyguların. Elini uzattığın gülün dikenlerini görmüyorsun bile. Bir gün gelip o dikenlerin orana burana batacağını, benliğinde açtığı onulmaz yaraları acımasızca kanatacağını düşünmek istemiyorsun. Sunulan gülün renginin ve kokusunun sarhoşluğu yetiyor sana.

🍃  Ölümle bile olsa; her buluşma, özenle hazırlanmayı gerektirir.

Next Post

Previous Post

Leave a Reply

© 2019 Merilands

Theme by Anders Norén