İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Akilah Azra Kohen – Pi; Hayat Kendi Yolunu Çiziyor | Kitap İncelemesi

Last updated on 14 Mayıs 2020

Overall
5
  • Kitaba Verdiğim Puan
Sending
User Review
0% (0 votes)

Konusu

Pi, Can Manay’dan başlayarak tüm karakterlerin gelişimini ve doğdukları bu yolda, verdikleri kararlar çerçevesinde, hayatın onları getirdiği bu yolda var olmak ve sonuna kadar savaşmanın asilliğini konu alıyor. 

  • Kitabın Günümüz Yayınevi: Everest Yayınları
    Kitabın Yazarı: Akilah Azra Kohen
    Yayınlanma Tarihi: 2015
    Sayfa Sayısı: 704
    Tür: Romantik, Aşk

Merhabalar, bugün sizlere, Azra Kohen’in Fi Çi Pi üçlemesinin son kitabı Pi ’den bahsedeceğim. Fi’yi okumuş, incelemesini yapmıştım, buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Çi’nin de incelemesine buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Henüz okumadıysanız, bu yazıyı Fi’yi ve Çi’yi okuduktan sonra okumanızı öneriyorum. Sizin için bazı tatsız spoilerlar içerebilir.

Pi’NİN KONUSU

Çi’nin finalinde, Duru Durulay’ın, Can Manay’ın etkisinden sıyrılarak kendisine yeni bir hayat kurabilme düşüncesiyle gemiye atlayıp gitmesiyle son buluyor ki, bu hareket, Can Manay için büyük bir yıkımın başlangıcı oluyor.

Pi kitabının başında, Can Manay’ın her şeyi atlatıp, Bilge ile hayatlarını birleştirdiğini, Deniz’in Sokak adı altında müziğini yeniden keşfederek kaybolmuş insanlara, özellikle de Göksel’e yeniden yol olduğunu okuyoruz. Özge’nin değişimi ve Ada’nın hayata dair nasıl bir yolda olduğunu görüyoruz. Sonrasında, bir sene beş ay öncesine giderek, buraya kadar olan bu değişimin nasıl gerçekleştiğine tanık oluyoruz ve Duru’dan başlayarak karakterlerin hayatlarına konuk olmaya devam ediyoruz.

Bunun içerisinde Özge’nin hayatının bambaşka bir şekilde değiştiğini, Ada’nın ise hiç tahmin etmediği şöhrete kavuştuğunu okuyoruz, ama Ada’nın kavuştuğu bu şöhret, öyle bir konuma geliyor ki, haline hem üzüldüm hem de bu kadar kör olduğu için ona çok kızdım!

Nereden başlayarak karakterlerin ruhlarının değişimini derinlemesine anlatmam gerektiğini bilmiyorum. Seriyi ikinci kez okumama rağmen, nasıl oluyor bilmiyorum, ama yeniden okuduğumda bambaşka keyif ve duygular hissediyorum. Tekrar tekrar okunması gereken, anlamı okudukça çoğalan bir kitap Pi!

Sizlere, hangi kelimeleri kullanarak hayatın amacının, gidilen yol olduğunu gösteren bu hikâyede, hissettiğim duyguları nasıl anlatmam gerektiğini kelimeleri yazarken dahi toparlayamıyorum. Pi, öyle anlarda insanların hayatlarının değişimine tanık ediyor ki insanı, kitabı bitirdiğinizde karakterlere ne kadar çok bağlandığınızı fark ettiriyor. Şuan tüm karakterlerin nasıl hallerde olduğunu merak ediyorum açıkçası. Ne söylesem kitaba dair spoiler olacak, o yüzden şuan küçük bir uyarı verebilirim, çünkü yazmam gereken daha çok şey var!

Ah Bilge…

Sen, öyle bir karaktersin ki, seninle birlikte bu yolculukta büyümene tanık olmak harika bir deneyimdi. Eğer Pi kitabını tek bir cümleyle açıkla deselerdi, tereddüt etmeden Bilge’nin doğuşu derdim! Pi kitabı, kesinlikle Bilge’nin doğuşunu anlatıyor, net! Bilge üzerinden o kadar güzel kurgulanmış ki hikâye, diğer iki kitap, Fi ve Çi, Pi’ye, yani Bilge’nin doğuşuna giden yoldu. Bilge, Çi’de, Can Manay’ın asistanı olma yolunda ilerlediğinde aslında kendi gelişimine de bir adım atmıştı. Tıpkı, Fi de, Özge’nin Can Manay yüzünden işsiz kalıp hayatını bambaşka bir boyuta erdirmesi gibi.

Aslında şöyle bir detay da var, dolaylı ya da dolaysız olarak Can Manay, kitaptaki tüm karakterlerin değişimine yardımcı oluyor ki bu yardımcı olmak, Manay için pek de iç açıcı olmuyor. Öyle anlar geliyor ki, karakterlerin ilerlediği bu yolda mutlaka hepsi bir şekilde Can’a çıkıyor ve dönüm noktalarını oluşturuyor. Can Manay’ın kendi değişiminde ise, zaman geçtikçe, hiç fark etmediği bir boyuta eriyor. Bu ise, kitabın can alıcı olayı oluyor zaten.

Can Manay, Çi’de cennetine kavuşuyor, Pi’de o cennetin içinde boğuluyor!

Duru, Can’ın baskıları ve kendisine olan maniple davranışları neticesinde ondan kaçarak gittiği New York’da kısa zaman içerisinde öyle üne kavuşuyor. Hayallerinin anlarına birden fazla kez yaklaşırken aslında neyi isteyip neyi istemediğinin de, çizdiği bu yolda, farkına fazlasıyla varıyor. Fi ve Çi’de, Can’ın sayesinde Duru’yu göklere çıkartırken, Pi’de Duru’nun aslında kendisini nasıl bir yan karaktere dönüştürdüğünü okuyoruz. Duru’nun tek amacı, en iyi yaptığı şey olan, balerinlikte şöhret olmak, sevilmek ve tüm dünyanın gözdesi olabilmekti. Öyle de oldu, ama hayatta tek amacının gösteriş olmadığını zor da olsa öğrendi.

Duru’nun Can ile olan değişimiyle, Can’ın Duru’yla olan bir hayat ve Duru’suz bir hayat olarak karakterinin gelişimini gözlüyoruz, acılarını, sevinçlerini ve bakış açısını okuyoruz. Bunlarla birlikte, geçmişini yavaş yavaş deşerken, Çiçek’in başına neler geldiğini öğreniyoruz. Bunların neden kaynaklandığını, nasıl bir döngü içerisinde, aslında Umut olan bir kişinin, Can Manay’a nasıl evrildiğini sayfalar arasında gözlemliyor, böyle bir değişimin ruha yarattığı hisleri tecrübe ediyoruz. Acı ve manipülasyonla olan bir evrilme süreci…

Özge’nin Fi kitabında, Can Manay’ın hayatına bir röportaj vasıtasıyla girip nasıl istemediği bir konuma düştüğünü ve Çi sayesinde toparlayarak, Pi de, Sadık Murat Kolhan ile zirveye tırmanışını adım adım izliyoruz. Zirveye çıkarken alınması gereken bedellerin neler olduğunu Özge’nin kalbi, ruhu ve inancı sayesinde tırnaklarıyla nasıl da yukarıya çıktığını okuyoruz sayfalar arasında. Özge’nin, yolunda kimi zaman yalnız, kimi zaman etrafındaki insanlarla tek beden olmasının verdiği güveni de paylaşıyoruz.

Bilge, Ah Bilge…

O kadar çok şey yaşadı ki, hayatının dönüm noktası sadece Can Manay değil. Murat ile başlayan karşılıksız masum aşkı, Ali’yle şekilleniyor ve Can Manay’da vücut buluyor. Annesi kendisini öldürdüğünden bu yana otizmli kardeşi Doğru’ya bakarak kendi yolunda ilerleyen masum bir psikoloji öğrencisinden, Can Manay’ın eşi olmaya giden bir yol çiziyor kendine Bilge. Ruhunda parçalara ayırdığı onca şey olmasına rağmen gücü sayesinde hayatta kalmayı başaran, evrim yaşayan harika bir karakter, Can Manay’ın dokunarak geliştirdiği bir diğer karakter!

Göksel ise, Ada’nın etrafında bir uydu gibi gezinirken, şöhret olma yolunda temkinsiz adımlar atan, daha kendisini hayatta tutmayı zor başarırken Ada’yı hayatta tutmaya çalışan bir karakter. Deniz’in, Sokak’ı açmadan önce, bir nevi polislik yaparak hayatta kalabilen, sonrasında da yaşadığı zorlukları yeniden müziğe çevirerek dünyasını döndürebilen bir karakter Göksel.

Ada, kendi sonuna doğru gözleri kapalı, Deniz’in yokluğunda müziğe tutunmaya çalışan, ama para ve şöhret uğruna kendini satmaktan geri kalmayan, güçsüz bir karakterdir. Her ne olursa olsun, bu kadar güçsüz olması beni sinirlendiren taraf! Azıcık gücü olsaydı eğer kendisini sevmeyen bir insan için kendisini paralamaz, müziğini daha sağlıklı bir şekilde kullanabilirdi. Ada, potansiyeli olup da o potansiyeli kendi lehine kullanmayan ve dünyada silik olmaya mahkûm olmuş, fırsatı olduğunda evren tarafından çabucak harcanabilecek bir karakter!

Pi, Duru’nun değil, Bilge’nin, Özge’nin, Deniz’in ve Can’ın hikâyesiydi. Ada’nın, Göksel’in, Eti’nin ve Özge sayesinde kendi potansiyelini bulmaya çalışan, aşk ile harmanlanan Sadık Murat Kolhan’ın hikâyesiydi. Tüm karakterler öyle bir şekilde, hayatları içerisinde, birbirlerini buluyorlar ki, sanki yaşadıkları tüm zorluklar onları tek bir noktada birleştirmek için varlardı.

Onları, BİZ yapmak için varlardı.

”Deniz’in her zaman söylediği gibi, iyi bir örnek doğru zamanda doğru tohuma ulaşan ışık gibidir, her şeyden daha fazla besler ve güç verir. Bizi gömdüler, ama tohum olduğumuzu bilmiyorlardı.”

Kitaba dair alıntılara buradan ulaşabilirsiniz.

SERİNİN SIRALAMASI
Fi | Kitap İncelemesi
Çi | Kitap İncelemesi
Pi | Kitap İncelemesi

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme Compete Themes tarafından yapılmıştır.