İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Akilah Azra Kohen – Çi; İyi bir Hikaye Asıl Bittiğinde Başlar | Kitap İncelemesi

Last updated on 14 Haziran 2020

Overall
5
  • Kitaba Verdiğim Puan
Sending
User Review
0% (0 votes)

Konusu

Hayat, insanın kendi potansiyeline ulaşabilmesi için dikkatle, incelikle, muhteşem bir zekâyla dizayn edilmiştir.  Yapman gerekeni yapamıyorsan, olamıyorsan,  doğamıyorsan hayat çok acıtır, anlaman için hırpalar, yorar.  Seni sen yapabilmek için ne gerekirse yapmaya hazırdır. Asla rahat bırakılmazsın. Öylesine, anlamsız varolamazsın. Mutluluğa saklanamazsın. Öyleyse acına sahip çıkmalısın!

  • Kitabın Günümüz Yayınevi: Everest Yayınları
    Kitabın Yazarı: Akilah Azra Kohen
    Yayınlanma Tarihi: 2014
    Sayfa Sayısı: 318
    Tür: Romantik, Aşk

Merhabalar, bugün sizlere, Azra Kohen’in Fi Çi Pi üçlemesinin ikinci kitabı Çi ’den bahsedeceğim. Fi’yi okumuş, incelemesini yapmıştım, buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Henüz okumadıysanız, bu yazıyı Fi’yi okuduktan sonra okumanızı öneriyorum. Sizin için bazı tatsız spoilerlar içerebilir.

Çİ ’NİN KONUSU

İlk kitap Fi, Can ve Duru’nun yaşanan olaylar zinciri sonrasında birlikte olmalarıyla sonlanıyor. Bu durum, Can’ın bir avcı olarak avını nihayet avlaması ve Duru’nun bir av olarak avlanmasının ilk tomurcuklarını veriyor. Can, sonunda çabalarına ulaşmış, Fi içerisinde geliştirdiği oyunların meyvesini almıştır. Her şeyin çok güzel olacağını, artık Duru’nun yokluğunun cehennemini geride bırakıp, varlığının yaşattığı cenneti doyasıya yaşayacaktır. Fakat hayat, yine ve hiçbir zaman planlara sadık kalmayıp kendi yolunu çizecektir, her bir taraf için.

Çi, Duru ve Can’ın birlikte yaşadıkları hayatını gözler önüne sererek başlarken Can her birinde sonsuz heyecanı ve aşkı tatmaktadır. Duru da ilk zamanlar her şeyin yolunda olduğunu, yeni bir merak gemisi içerisinde yelkenlerini açmanın verdiği huzuru yaşıyordur. (Belirtmem gerekiyor mu bilmiyorum, ama kitabın ilk sayfalarında cinsellik fazlasıyla ön planda, aslında kitap çoğunlukla bu şekilde ilerliyor, ama asıl anlatılmak istenene odaklanmak gerekiyor diye düşünüyorum. Can’ın düşünceleri Duru’ya dair tamamen fiziksel görünüşünün üzerine olduğu için (ve Can bunu hiçbir zaman fark edemiyor) cinsellik ön plana çıkıyor ve bu durum bir süre sonra Duru’nun onu istememeye kadar giden yolunu çiziyor. Aynı zamanda Duru, Deniz’e yaptığı ihanetinin üzerine hiçbir zaman toprak atamıyor ve bir gün onun posterini gördüğünde kalbinde kapatmaya çalıştığı o yara bir daha asla kapanmamak üzere açılıyor. Can’dan nefret ediyor, onun o çirkin suratını bir daha görmek istemiyor, ama Can Manay gibi takıntılı birisiyle birlikte olduğundan onu istediği bir şekilde başından atamıyor.

Can bunların hiçbir zaman farkına varamıyor tabii. İlk kitapta Eti, Can’ın önceki sorunlarının baş göstermemesi için uyarıyor, ama Can, bu hislerinin onun üzerinde bir duygu olduğunu belirterek kontrol altına alamıyor. Çi de ise, Eti’nin bahsettiği Çiçek karakteriyle yaşadığı olaylara doğru ilerlediğini görüyoruz Can’ın. Çiçek’in başına ne geldiğini, derinlemesine olmasa da öğreniyoruz. Duru, ruhunda yaşadığı değişikliğin farkında bu kafesten nasıl kurtulacağını düşünürken, Can’ın evinde, dolabın arkasında sakladığı gizli alanını buluyor. Bu durum Can Manay ve Duru Durulay’ın geri dönülemez sonlarının, trajik başlangıcı oluyor.

O sırada Özge, Sadık Murat Kolhan ile yaptığı görüşmelerini artırarak bir internet dergisi olarak çıkardığı Darbe dergisinin üzerinde çalışmaya devam ediyor. Darbe yükselmeye devam ediyor. Darbe’nin arkasında koşarken başına öyle şeyler geliyor ki kendisi dahi nasıl bir yolda olduğunun hiçbir zaman farkına varamıyor, ama bu belirsiz yolculuktan da vazgeçmiyor. Bu güçlü duruşu Sadık Murat Kolhan’ın onu daha yüksek mevkiilere getirme düşüncesini doğuruyordur. Bu sayede onu daha çok kontrol altına alabilecek, aynı zamanda da sırtlanlardan koruyabilecektir. Fakat Özge, ipleri kimsenin eline vermemeye kararlıdır.

GÖZ ATIN: Birbirinden Sarsıcı Beş Öykü; Ay Işığı Sokağı | Kitap İncelemesi

Deniz ise, Duru’nun kendisine olan ağır ihanetinden sonra kaçmış, uzak diyarlarda bir köye yerleşmiştir. Orada kendisini hiç kimse tanımamakla birlikte müziği de tamamen hayatından çıkartarak tarımla, toprakla ilgilenmeye başlamıştır. Başka türlü kalbinin yarasını kapatamayacağını fark etmiştir. Bu köyde insanlar birbirlerine yardım ediyor, çocuklar hep bir eğlenme peşinde bu sayede de bu uzaktan gelen yabancı ağabeylerini severek, onu dinlemeye özen gösteriyorlar. Köyün yetişkinleri de bu yabancı adamı merak ederler, ama sadece çocuklarla konuşan bu adam hakkında bir soru sormazlar. Çünkü kendi halinde gidip geliyor, istediği zaman konuşuyor, istemediği zaman ortadan kayboluyordur. Hiç kimseye bir zararı dokunmuyordur. Deniz’in Duru’yu düşünmeden geçirdiği aylardan sonra hayatın ona çizdiği yol yeniden şekilleniyor ve kendisi bir şey yapmasına gerek kalmadan yeniden hayatın kendisine çizdiği yolda ilerlemeye başlayacağını görüyor. Müziğin yolundan…

Bilge ise bu kitapta, hayatta hiçbir zaman silik bir karakter olmadığının, hayatın her ne olursa olsun herkese bir şekilde bir yol çizdiğinin, yeter ki o yolun farkına varması gerektiğinin bilincine varıyor. Ve kardeşi Doğru’ya bakarak geçirdiği sessiz hayatı, Can Manay’ın asistanı olmakla başlayan Bilge’nin yeniden doğuş serüvenine kadar uzanıyor. Bilge yaşadığı acılarla kendisinin daha farkında olmadığı yanlarını keşfedecek, hayatta nasıl bir yeri olduğunu öğrenecektir.

Göksel de, okuldan mezun olduktan sonra çöp toplamaya devam ediyor. Bununla birlikte Ada’ya duyduğu aşk da günbegün artmaya devam ediyor. Ada izin verdikçe onu istediği zaman görebiliyor, fakat Ada’yla yaşadıkları bir sorun yüzünden, kendisine zerre güveni olmayan Ada, onu bir daha görmek istemediğini söyleyerek ondan uzaklaşıyor. Bu durum, Göksel’in kendisine, karakterinin verdiği güçte acımasız bir yola sürüklenmesine sebep oluyor. Ama her ne yaparsa yapsın içinde bulunan iyilik kırıntıları sayesinde doğru yolu bulmaktan geri kalmıyor. Tabii bu yolu bulana kadar ruhunu acımasız bir şekilde kirletmekten de!

Ada da, müziğinin verdiği gücü keşfediyor, ama tahmin etmediği kocaman olaylar silsilesi içerisine dâhil oluyor. Deniz’in ona yıllarca yüklediği müziğin önemini Deniz’in yokluğunda kaybediyor, aynı zamanda kendini de müziğiyle birlikte tamamen kaybetmesine sebep oluyor. Bu kaybediş, korkunç bir hayat sürmesine neden oluyor. Kendisini toparlaması ise zor gibi görünüyor.

Tek bir kişi, insanın hayatını geri dönmesi imkânsız bir uçuruma nasıl sürüklüyor, Çi kitabında acımasız bir şekilde bunları okuyoruz. Hayatlar öyle değişiyor ki okurken gerçekten de hayatın önemini daha fazla anlatıyor insana. Hoş, yaşarken aynı karakterler gibi farkına varamıyoruz ne yazık ki, ama hayat kendisini unuttuğumuzu düşündüğünde öyle bir şekilde kendisini yüzümüze vuruyor ki bir daha asla hiçbir şeyi unutmamayı öğreniyoruz.

Lütfen okuyun. İçindeki anlamı keşfedin, detaylara takılmayın. Hayatın acımasızlığı ürkütücü bir şekilde gözler önüne serilirken acıyla yaşamanın nasıl bir deneyim olduğunu anlatıyor insana ve gerçekten de ruhun ürpermesine sebep oluyor. Kitap bir o kadar derin, bir o kadar da acımasız.

⭐⭐⭐⭐⭐

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme Compete Themes tarafından yapılmıştır.